ALMANYA’NIN BAŞKENTİ BERLİN’DE PONTOS GERÇEĞİ KONUŞULDU

Leyla Poyraz / BERLİN

Araştırmacı yazar Tamer Çilingir Karadeniz’de bugün aşırı Türk milliyetçiliğinin yaşanmasının sebebinin 100 yıl önce 3 bin yıllık Pontos kültürünün ve hayatının bitirilmesini hedefleyen Pontos Rum/Helen soykırımı olduğunu söyledi. 19 Mayıs 1919’un Pontos’ta yaşayan 1 milyonun üzerindeki Rum/Helen açısından soykırımı ilanı anlamına geldiğini vurgulayan Çilingir, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkar çıkmaz ilk işlerinden birinin çete lideri Topal Osman ile görüşmek olduğunu söyledi. Çilingir soykırımın arkasında Mustafa Kemal ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Kemalist ideolojisi olduğunu söyledi.

Almanya’nın Berlin kentinde AKEBİ’nin (Irkçılığa, Milliyetçiliğe, Ayrımcılığa Karşı Aktivist Eylem Birliği) düzenlediği Pontos Gerçeği panelinde gazeteci Türkan Balaban ve araştırmacı yazar Tamer Çilingir Pontos’ta 100 yıl öncesinden bugüne yaşananları anlattı.

Berlin Pontos Kültür Derneği Başkanı Kiriakos Fotiadis , Doğan Akhanlı, Recep Maraşlı gibi aydınların ve konuya duyarlı Alman izleyicilerin de katıldığı panelde çevirmenliği Nihat Kentel üstlendi.

Panelde konuşan ‘Pontos Gerçeği’ kitabının yazarı Çilingir, 100 yıl önce hemen her sokağından piyano seslerinin geldiği, Opera binasının olduğu, tiyatro, edebiyat gibi alanlarda çalışmaların yürütüldüğü Karadeniz kentlerinin bugün Türk milliyetçiliğiyle özdeşleştirildiğine dikkat çekti. Çilingir, sadece insanların katledilmediğini koskoca bir kültürün de yok edildiğine dikkat çekerek, Pontos Rumlarına yönelik baskıların Osmanlı döneminde ‘Ya dilinizi ya dininizi değiştireceksiniz’ dayatmasıyla yaşandığını ancak 19 Mayıs 1919’dan sonra tüm Rumların imha edilmesinin amaçlandığını ve 353 bin Pontoslu Rum/Helen’in hayatını kaybettiği bir soykırımı yaşandığını söyledi.

Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla Pontos Rum soykırımının başlatıldığını söyleyen Çilingir, 1920-1923 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanakları incelendiğinde her şeyin aslında hiç de gizli saklı yaşanmadığını her şeyin göz önünde olduğunu ifade etti.

Panelin konuşmacılarından Türkan Balaban ise Pontos Rum/Helen soykırımı, mübadele ve cumhuriyet sonrası Pontos kadınının yaşadıklarını anlatan bir sunum yaptı.
19.yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılın başında Trabzon doğumlu İstanbul’da okuyan üniversite öğrencisi genç

, hastanelerde çalışan kadınların fotoğrafları sinevizyona yansıdığında herkesin aklına bugünkü Pontos kadınlarının yaşadıkları gelmişken, Türkan Balaban bunun nedenlerini şöyle açıkladı:

“Evet yüz yıl önce de Pontos kadınları tarlada, bağda bahçede, evde en ağır yüklerin altındaydı. Şehirde yaşayanlar da erkeklerle arasındaki eşitsizliği çok derinden yaşamıştı. Ama okula giden, iş hayatında yer almaya başlayan, sosyal hayatın içinde yer alan ciddi sayıda kadın varken, yüz yıl boyunca okula gönderilmemiş, kasabaya dahi gidemeyen Pontos kadınları, şehirlerde de cinsel tacizden tecavüze, öldürülmeye kadar varan çok ağır koşullarda yaşamaya mahkûm edilmiş durumda.”

Yüz yıl önce yaşanan soykırımın bu durumun en önemli nedeni olduğu vurgulayan Türkan Balaban, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişiyle bu sürecin hızlandırıldığı vurguladı. Dönemin Merkez Ordusu komutanı Nurettin Paşa’nın 1922 yılında Ankara Meclisinde kendisi hakkında açılan soruşturmaya yönelik savunma yaparken sarf ettiği sözlerin önemli olduğunu vurgulayan Türkan Balaban, o günkü bakış açısının 100 yıllık cumhuriyetin siyaseti olduğunu da söyledi.

Nurettin Paşa ‘Bütün Rumlarda bir devlet mefkuresi vardır. Fikrimizce, memleketimizdeki Rumlar bir yılandır. Bu yılanların zehirleri kadınlardır’ demişti bahsi geçen savunmasında.

Balaban Pontos Rum Soykırımı’nın aslında kadınlara yönelik olduğunu ekleyerek dağlardaki silahlı partizanların yarısının kadınlardan oluştuğunu ifade etti.

Soykırımın ardından yaşanan mübadele anlaşması ile Yunanistan’a gönderilen birçok Pontoslu sürgün kadının yaşadıkları travma nedeniyle intihar ettiğini vurgulayan Türkan Balaban, ayrıca Pontos’ta birçok Rum kadının, kız çocuklarının ağaların haremlerine alındığını, Müslümanlaştırılarak evlendirildiklerini anlattı. Samsun ve Trabzon’da iki Rum kadının hikayesini anlattığı sırada ise salonda oldukça duygusal anlar yaşandı.

Ama asıl duygusal anlar, sunumların ardından soykırımı mağdurlarının ağıtlarını seslendirmesiyle tanınan sanatçı Devrim Kavallı’nın, kemençeci Christos Panaioudou’nun eşliğinde Romeiyka/Pontiaka/ Pontos Rumcası dilinde 3 ağıt seslendirmesiyle yaşandı.

Panele katılan konukların arasında yer alan başörtülü genç bir kadının kendisinin Giresunlu olduğu, ailesinde Rumca konuşan hiç kimse olmadığı ama yaptırdığı DNA test sonuçlarında yüzde 2 oranında Orta Asya kökeni bulunduğunu öğrendiğini söyleyip ‘ben kimim?’ diye bir soru sorması gerçekten çok çarpıcı idi.
Bir diğer konuk ise Türkiye’de var olan sol, sosyalist örgütlerin Pontos Rum/Helen soykırımına ilişkin nasıl bir tavır alarak bu konuya katkı sunabileceklerini sordu.
Tamer Çilingir bu konuya dair sosyalist tarih yazılımında hatalar olduğunu, 1921’de Mustafa Suphiler ile başlatılan sosyalist tarih yazılımının eksik olduğunu, daha öncesinde var olan sosyalist örgütlenmeler ve sendikalar içinde yer alan sosyalist Rum, Ermeni, Bulgar devrimcilerin, özellikle 1915 yılında Beyazıt Meydanında idam edilen Ermeni sosyalistler Paramazları görmezden gelmenin şoven bir bakış açısının sonucu olduğunu vurguladı. Yine Jön Türklere, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ve Kemalizm’e ilişkin sol, sosyalist çevrelerin geçmişle yüzleşmek zorunda olduğunu belirten Çilingir, bu konuda olumlu adımlar atan siyasi yapılanmaların varlığının umut verici olduğunu da ekledi.
Pontos’taki ‘muhafazarlık’ hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna da, muhafazakarlığı din ile sınırlı görmediğini söyleyerek yanıtlayan Çilingir, asıl muhafazakarlığın resmi tarih ve resmi ideolojiden kopamayan sosyal demokrat siyasi örgütlenmelerin yaklaşımlarının olduğunu belirtti.