Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 197

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 216

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 254

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 357

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/ringphp/src/Client/CurlFactory.php on line 363

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/ringphp/src/Client/CurlFactory.php on line 382
HAMİYE ÖKSÜZ, 50 YILDIR PONTOSLU RUM ANNESİNİ ARIYOR – Mavri Thalassa

HAMİYE ÖKSÜZ, 50 YILDIR PONTOSLU RUM ANNESİNİ ARIYOR

Hristiyan bir ailenin kızı olarak doğdu, vaftiz oldu. 40 günlükken Müslüman ve annesizdi. Şimdi 50 yaşında hala annesini arıyor

Türkan Balaban

Hamiye Öksüz, 1969 yılında Hristiyan Rum bir annenin ve sonradan vaftiz olan Trabzon Çaykara kökenli bir babanın kızı. Annesinin kim olduğunu bilmiyor. Babasını birkaç yıl önce kaybettiği için de bu bilgilere tam olarak ulaşabilmesi çok kolay değil. Ancak onun şu hayatta tek bir derdi var. Annesine kavuşmak. Filmlere taş çıkartacak bir öykü bu. Gizemlerle dolu büyük bir sır perdesini adım adım, hücre hücre neredeyse tırnaklarıyla kazıyarak aralamaya çalışıyor.

Rahmi Öksüz’ün ailesi Trabzon Çaykara’dan Samsun’a göç eden bir aile. Her şey 1940 doğumlu Rahmi Öksüz’ün 1960’lı yıllarda  Almanya Münih’e işçi olarak gitmesiyle başlıyor. Rahmi Öksüz giderken bir eş ve 4 de çocuk bırakıyor geride.

Rahmi Öksüz

Ancak Almanya’da bazı şeyler değişiyor. Aynı fabrikada çalıştığı başka bir kadın giriyor hayatına. Trabzon’dan mübadele sürecinde (Tiflis’e ya da Batum’a yerleşen) Rum ve Hristiyan bir ailenin kızına aşık oluyor. Evlenmek istiyor onunla. Ancak genç kadının ailesi Hristiyan olmasını şart koşuyor. Hamiye Öksüz’ün araştırmalarına göre oluyor da. Kilisede evleniyorlar. Bu evlilikten de bir kız çocukları oluyor. Ve vaftiz oluyor o küçük bebek de. Ancak Almanya’nın iklimi dokunuyor bebeğe. Henüz 40’ı yeni çıkmışken, Türkiye’nin havası iyi gelir diye Rahmi Öksüz küçük kızını Samsun’a anne ve babasına bırakıyor.

Her şeyden habersiz; babaannesi ve dedesinin üzerine titreyerek büyüttüğü Hamiye Öksüz kim olduğuna ilişkin ilk kırılma noktasını ilkokula başladığında yaşıyor. Öğretmeni Hamiye diye hitap ettikçe duvarlara, etrafına bakındığını söylüyor. Evde ona hep Hüsniye diye hitap etmişler çünkü. Ta ki öğretmeni 133 diye okul numarasını söylediğinde anlıyor ona seslenildiğini. Hamiyet Öksüz, çocukken yaşadığı travmaları ve ufak bilgi kırıntılarını sonradan birleştirdiğini söyleyerek o süreci şöyle anlatıyor:

Hamiye Öksüz

‘Eve gittiğimde dedeme sordum. Benim adım Hüsniye ise neden öğretmenim bana Hamiye diye hitap ediyor? Bana, ‘Baban Almanya’ya gideceği zaman dört çocuğu daha vardı. Sen beşinci çocuktun. Almanya seni kabul etmeyeceği için biz seni kayıtlarda ölü gösterdik. Sonra tekrar yazdırdık. İkinci kez yazdırırken ben seni Hamiye diye yazdırdım’ dedi. Çok küçüktüm. İnandım sözlerine. Ama diğer kardeşlerimin yanına gittiğimde ise beni çok dövüyorlardı. Ben de ağlayarak babaanneme gidiyordum. Babaannem de bir gün dayanamayarak, ‘Bir daha babası geldiğinde bu çocuğu annesine göndereceğim’ dedi. O zaman da hangi anneme gönderecek diye düşünemedim. Oysa kimliğimde yazılı annem diğer kardeşlerimle yaşıyordu. Babam da çok sık gelmiyordu aslında. Bir gün babaannem Samsun’daki akrabalarını ziyarete gitti. O ziyaret esnasında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Babaannemi çok erken kaybetmek büyük bir şansızlıktı benim için. Yalnızlığa adım attığım tarihti bir anlamıyla da.’

Ardından dedesi tekrar evlenir Hamiye Öksüz’ün. Ardından da küçük amcasının evlendirilmesine karar verilir. Babası Almanya’dan öneride bulunur. Almanya Münih’te arkadaşı olan Ahmet Gül’ün kızı Muteberi isteyin der.  Ordu’dan gelen yengenin ona olan davranışlarını hep olumsuz hatırlıyor Hamiye. Ve bu yaşında halen onun davranışlarına anlam veremediğini söylüyor. Bir gün yengesinin annesi onları ziyarete geldiğinde ise onu şoke edecek bir konuşma duyar. Ona yaklaşan hanımefendi kızına dönerek, ‘Bu Rahmi’nin Almanya’da doğan kızı değil mi? Ne kadar da annesine benziyor’ diyor. ‘Hemen örtbas ettiler’, beni uzaklaştırdılar diye anlatıyor o tanıklığını Hamiye Öksüz, sonrasında o sürece ait duyduklarını şöyle aktarıyor:

‘Annem babamın Türkiye’de olduğunu baştan bilmiyormuş. Sonrasında öğrenince babamla ayrılmışlar. Babam da Almanya’da barınamayıp Türkiye’ye dönmüş. Ama beni de göndermemiş. Anneme de göstermemiş. Beni de annemin varlığından habersiz büyütmüş.’

Okumak istemesine rağmen henüz 13 yaşındayken evlenmesine karar verilmiş Hamiye Öksüz’ün. Ancak yasalar uygun olmadığı için yaş büyütülmesi için mahkemeye başvurulmuş. O mahkeme sırasında annesinin babasını şikayet ettiği bir dilekçe ortaya çıkmış. Öksüz mahkeme ve evlilik sürecini de şu sözlerle dile getiriyor:

‘Dilekçeden haberdar olunca sanki dünya başıma yıkıldı. Beynime bir çekiçle vuruluyordu sanki. Tamamen farklı bir olayla yüz yüze gelince psikolojik olarak çok etkilenmiştim. Zaten evlilik kararı, yaş büyütme beni zorluyordu. Bu defa da anne bildiğim kişinin annem olmadığına dair bir dilekçeyle karşı karşıyaydım. Hatırladığım kadarıyla ismi Mary ya da Margaret olan kadın evlendirilmek için yaşımın büyütüleceğini duyunca mahkemeye başvurarak, ‘Kızımı rızam dışında alıkoymaları ve yaşı müsait olmadığı halde evlendirecekleri için şikayetçiyim. Bana verilsin’ demişti. Bu sefer de bana psikolojik baskı yapmaya başladılar. Ya babanın hapse girmesini kabul edeceksin ya da bizim sana öğrettiklerimizi mahkemede söyleyeceksin dediler. Üvey annem seni ben doğurdum dediğinde babamın yüzüne baktım. Yüzü kızarıyordu ama onayladı. Babamın hapse girmesini istemiyordum. Öyle ifade verdim. Mahkemede Mülkiye ve Rahmi’den olma olduğum onaylandı. Ama ikna olmamıştım. Çok soru soruyordum. Ama kimse benimle konuşmuyordu.’

Ve henüz 14 yaşımdayken 1982 yılının 9. ayında Samsunlu birisiyle evlendirilir Hamiye Öksüz ve onunla birlikte dünyanın neredeyse öteki ucuna Avustralya’ya taşınır. Yeni bir dil öğrenme çabası, yeni bir ülkeye alışma çabası derken Avustralya’da hayat çok kolay geçmez. Evliliğinde de sorunlar yaşar. Yıllar sonra boşanma kararı alır. Ancak 1992-93 yılında mahkeme süreci devam ederken halen pişmanlıkla hatırladığı bir olay yaşanır. Annesi olduğunu söyleyen bir kadın onu bulur. Ancak o inanmaz.

Hamiye Öksüz keşkelerle dolu bu süreci şöyle dile getiriyor:

‘Eşimden ayrılma, mahkeme süreci de zor zorluydu. Bir yandan iş, bir yandan boşanma süreci psikolojimi çok kötü bir şekilde etkiliyordu. Çok bunaldığım bir gün bir kadın geldi çalıştığım işyerine. 1.60 boylarında, sarışın, açık ela renginde gözleri olan bir kadın, bana ‘sen benim kızımsın’ dedi. Vaftiz edilirken adımı Nora ya da Dora (tam hatırlamıyorum) koyduklarını söyledi. Sizi üzmek istemem ama çok problemim var diye cevap verdim. Bu konuyu babamla görüştüğümü, bu kadar büyük bir olay üzerine bana yalan söyleyeceklerini düşünmediğimi belirttim. Ve çok net konuştum. ‘Sizin kızınız değilim. Sizin kızınız sanırım ölmüş’ dedim. O çat pat Türkçe-İngilizce konuşan kadın halen konuşmakta ısrar ediyordu. Bana eğer kabul edersem tüm ailesiyle Avustralya’ya geleceğini, hatta ben isterim Türkiye, Avrupa ya da ABD’de yaşayabileceğimizi söyledi. Ancak ben işyerinde olduğum ve duygusal olarak da zor durumda olduğum için rahat düşünemiyordum. Çok afallamıştım. Açıkçası ailemin, babamın bana yalan söyleyebileceğini düşünemiyordum. Ve sadece şu kadarını söyleyebilirim. İnandığım, bildiğim doğruyu söylemeye çalıştım. Ve gitti o kadın. Üç dört yıl sonra babam hastalandı. KOAH’tan dolayı ağırlaştı. Türkiye’ye gittim. Babama bir kadının beni ziyaret ettiğini ve konuştuklarımızı anlattım. Babam işte o zaman bu sırrı mezara götürmeye düşündüğünü ancak bana gerçekleri anlatacağını söyledi. ‘Ben artık kendimden vazgeçtim’ dedi. Ve bana annemle tanışarak evlendiğini, onunla evlenebilmek için vaftiz olarak Mikail adını aldığını, anneme Meryem diye hitap ettiğini. Ben doğduğumda da benim başka bir isimle ve annemin üzerine kayıt olduğumu anlattı. Ancak ben henüz 40 günlükken beni Türkiye’ye getirip Almanya’ya döndüğünü; annemle ayrıldıktan sonra da beni ona vermediğini. Çok ayrıntılı anlatmadı. Sadece şunu söyledi. Ölmeden önce tüm bilgileri yazacağım bir mektup bırakacağım. O zaman okursun.’

Hamiye Öksüz babasını 2000 yılında kaybeder. Acının tazeliği yavaş yavaş geçerken mektup aklına gelir. Öyle ya babasının vasiyetidir. Herkese sorar ama mektup yok derler. İkna olmaz, babasının arkadaşlarına kadar araştırma çalışmalarına devam eder. Ancak ailesi Hamiye Öksüz’ün bu araştırmalarına pek sıcak bakmaz. Ve o da annesini kesin bulabilmek adına DNA testi yaptırır. Orada annesinin Karadeniz’den olduğu, Rum olduğu tekrar tescillenir.

Soy bağı için Türkiye’de açtığı dava ise devam ediyor.

Hamiye Öksüz bugün 50 yıllık hayatında çok büyük bir boşluğu doldurmaya çalışıyor. Köklerinin peşinde, annesinin peşinde.

Babasının Almanya’daki son adresi:  Albert-Robhaupter-Strasse 72a 81369 München

Hamiye’nin doğduğu Hastahane: Bogen Hausens Münich

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.