Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 197

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 216

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 254

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 357

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/ringphp/src/Client/CurlFactory.php on line 363

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/ringphp/src/Client/CurlFactory.php on line 382
MADENCİLİĞİN KALBİ ARGYROPOLİS (GÜMÜŞKENT) YANİ GÜMÜŞHANE’YE NE OLDU? – Mavri Thalassa

MADENCİLİĞİN KALBİ ARGYROPOLİS (GÜMÜŞKENT) YANİ GÜMÜŞHANE’YE NE OLDU?

Türkan Balaban

Osmanlı İmparatorluğu’nda günümüzün İstanbul’u gibi büyük kentlerle kıyaslanabilecek ekonomiye sahip olan Gümüşhane’de doğan her çocuğun gümüşten bir çatalı, kaşığı ve tabağı olduğu rivayet edilirdi. Dünyanın birçok yöresinden insanın ticaret için ziyaret ettiği, İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri olan Gümüşhane, 20 Yüzyıl’ın başlarında yüzde 20 (yarısı kadın) okuma yazma oranıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda üst bir seviyede bulunuyordu.

Peki Gümüşhane”de neler yaşandı da, günümüzde artık bu kentin adı ekonomik ve sosyal olarak öne çıkmaz oldu?

1860’lı yıllara kadar Karadeniz’de Gümüşhane civarında yaşayan Pontos Rumları’nın en büyük gelir kaynaklarından biri madencilikti…

Zaten de adı da Argyropolis (Yunanca argyros: gümüş ve polis: kent demektir) ifadesinden gelen kent, gümüşün yanı sıra altın ve bakır madenleriyle de bölgede ün kazanır…

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de madencilik bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biridir…

1647’de Gümüşhane’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, buralarda gümüş madeninin çok olduğunu, çalışır ve boşaltılmış durumda 70 kadar ocak bulunduğunu bildirir. Yine bu ocaklardan 7 koldan kurşunsuz gümüş cevheri çıkarıldığını ve bu şehirde Emin Mahallesinde darphane olduğunu yazarak üzerinde “Azze nasrahu daraba fi catha” (Canca’da basılmıştır) yazılı birkaç akçenin kendisinde olduğunu bildirir. Gümüşhane’de doğan her çocuğun gümüşten kaşığının, çatalının ve tabağının olduğu rivayet edilir. Şehrin nüfusunun her geçen gün artmasında coğrafi konumunun, tarihi İpek Yolu üzerinde bulunmasının ve madenlerinin önemli rolü olmuştur.

Günümüzün İstanbul’u gibi yüksek oranda göç alan Gümüşhane dünyanın birçok yöresinden insanların gelip geçtiği, hatta yerleştiği ve yüzde 20 civarında okuma yazma oranıyla Osmanlı ölçülerinde bile üst seviyede bir yerdeydi.

Bunun en önemli sebebi ise madencilikti.

Halkın geçimi madenlere bağlıydı ve madencilikten dolayı çevre köy ve yörelerden de göç alıyordu… Ama bölgede yaşayanlar köklerinden ayrılma ve göç olgusunu bilmiyorlardı…

En önemlisi de madenler Sultan’a aitti ve maden ocaklarında çalışanlar kamu hizmetlisiydi…

Yorgo Andreadis Gizli Hristiyanlar(1) kitabında madenlerdeki hiyerarşiyi şöyle anlatır:

“1-Maden Emini: Madenin Genel Müfettişiydi. Yalnızca Müslüman Türk olabilirdi. Kendisini istihdam eden Sultanın güvendiği biriydi. Pek çok Hristiyan, Sultan kendilerini Türk saydığından bu konuma ulaşmayı başarmıştır. Her madenin kendi emini vardı. Argyroupoli Emini en yüksek makamdı.

2-Madencibaşı veya Ustabaşı Umumi: Metalurji Başuzmanıydı. Madenin gerçek idarecisiydi ve daima Türkçe konuşan, vasıflı metalurjist olan Rumlar’dan oluşuyordu.

3)Madencibaşı veya ustabaşı: Madenin idarecisinin yardımcısıydı. Pontusca’da Embrolat denirdi.

4)Madenci: Bu meslek Türkler tarafından hor görüldüğünden dolayı yalnızca Rumlar’dan oluşan işçiler, madencilerdi. Bunun sebebi, gizli Hristiyan idarecilerin, casusları veya hainleri barındırmayan, etnik homojenliği sağlamaya çalışmalarıdır.

5)Kolcu: Maden cevherini çekiçle döğen ve onu toz haline getiren taşocakçılardı.

6)Kalcı: Cevher eritilmesi için Argyroupoli’ye temiz ürün göndermek üzere tüm yabancı maddeleri tozdan ayırırlardı.

7)Tasfiyeci: Cevherin eritilmesinden sorumluydu.

8)Baltacı: Cevherin bulunması ve çıkarılması için kazmayla çalışırlardı. Liderleri, Baltacıbaşı doğrudan Sultan taarfından atanırdı. Bu şekilde Sultan, en alttan Maden Emini’nin yanlış hareket ve ihlallerini rapor edebilecek birine sahip olurdu.

Bu sınıflandırma, toplumun mesleki oluşumuna denk düşecek şekilde, bölge halkının toplumsal yaşamını etkiledi.

GİZLİ HRİSTİYANLIK

Bölge yerel ağalar, görev ve haklarıyla imtiyazlı başkalarıyla dolduruldu. Bu karanlık yıllarda, bu basit halk ve yetkilileri kendilerini ve yaşamlarını korumaya ve doğdukları, çalıştıkları bölgede mahvolmadan kalmaya karar verdiler. Bu itibarla, hepsi Müslümanlığa döndüler, fakat ittifakla kendi geleneksel dinlerini korudular ve böylece Gizli Hristiyan oldular.

Bu halk Osmanlı İmparatorluğu’nun kalbinde gizi Hristiyanlar olarak, iyi sayılabilecek bir 200 yıl geçirdi. Bu fiil son derece tehlikeliydi, çünkü açığa vuranları kesin ölüm bekliyordu…”

O dönem Rumlar dışarıda kimsenin ayırt edemeyeceği derecede Müslümanlığın tüm gereklerini yerine getiriyor. Ancak evlerinde gizlice Hristiyan dini ibadetlerini yaşıyordu. Hepsinin ikişer ismi vardı.

Gizli Hristiyanlar, biri Müslüman diğeri Hristiyanlığa ait iki isim taşıyorlar, vaftiz oluyor, oruç tutuyorlar, muhtemelen sünnet de oluyorlardı. Biri Hristiyanlara özgü, diğeri imam nikahı olmak üzere iki defa evleniyorlardı. Kızlarını, Hristiyanlara da gerçek müslümanlara da vermiyorlardı. Her ikisi de sırlarının ortaya çıkmasına ve öldürülmelerine sebep olabileceğinden (bir Müslümanın Hristiyanlığa geçmesinin cezası şeriat kanunlarına göre ölümdü) kendi gibi olanlarla, muhtemelen akrabalarıyla ya da en yakın köydeki Stavriotlarla evleniyorlardı.

MADENLERİN KAPANMASI VE GÖÇ

1850’li yıllara gelindiğinde acı gerçek bekler Gümüşhanelileri… Yüzyıllar boyunca hayat kaynağı olan madencilik, yok olmaya mahkumdur…  Çünkü madencilik için sadece yer altındaki zenginlikler yetmez… Madenlerin işlemesi için bir de kömür ve oduna ihtiyaç vardır… Andreadis bunu da kitabında şöyle anlatıyor(2):

“Geleneklerden gelen kanıtlara göre Kromni bölgesi, Karadeniz’in kıyı bölümünün kalanında olduğu gibi yoğun bir çam, köknar, kayak ormanıyla ve bir tür bitki örtüsüyle kaplıydı. Madenlerin işletilmesi için ormanların pervasızca kullanılmasının bir sonucu olarak üç yüzyıldır bölge çıplaktır. Bu vadilerin eteklerindeki kesilmiş devasa ağaç gövdelerinden anlaşılmaktadır. Bunların çoğu tekrar filizlenmiştir fakat gelişmeleri otlak hayvanlarınca engellenmektedir. Yüzyılımızın başlarına kadar kesik ağaçların gövdeleriyle desteklenen evler vardı.”

Madenciliğin yok olma tehlikesiyle bölgede yaşayanlar Sultan Abdülmecid’e başvurup durumu anlatırlar… Artık maden çıkaramıyorlardır, çünkü işleyecek odun yani kesecek ağaç kalmamıştır.

Ancak madencilerin hepsi de işlerinde uzmandır. Sultan Abdülmecid, bu kadar kalifiye kişinin ve ailelerin geleceği şekillendirecek bir karar verir. Madenciler Anadolu’daki diğer maden çıkarılan bölgelere atanırlar…

Kararlar alınır, işbölümleri yapılır ve maden çıkarılan bölgelere göç başlar:

Bereketli, Buga, Akdağ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Erzurum, Bursa, Zonguldak, Adapazarı, Erzincan, Sivas Zara’ya göç etti insanlar…

Toplam 80-90 yıl süren bu göç sürecinde binlerce kişi bir yerden başka bir yere taşındı… 

8 Şubat 1856 tarihinde Abdülmecid’in Paris Anlaşması’nı imzalaması ve 30 Mart’ta arkasından gelen Hatt-ı Hümayun, ülkedeki Hristiyanların kendilerini güvende hissetmelerine sebep olmuştur. Abdülmecid  ‘Bundan böyle mürted (dinden çıkan) katli yapılmayacak’  şeklinde bir ferman çıkarınca gizlice Hristiyanlığı yaşayanlar konsolosluklara başvurmuş ve Müslüman olmadıklarını beyan etmişlerdir. Gizli Hristiyanlarla ilgili İngiliz Büyükelçiliği için Trabzon vilayetindeki Vice (Rize, Fındıklı) Konsolos yardımcısının detaylı raporu sadece Osmanlı”yı değil, batılı ülkeleri de şoke eder. Hazırlanan raporda sadece Gümüşhane Krom”da bile 17 bin 260 kişinin gizli Hristiyan olarak yaşadığı yer alır.

Trabzonlu Müslümanlar bu inanılmaz olayı bir atma türküyle dile getirmişlerdi:

”Uzun sokak çamur oldi, Kromlilar gavur oldi”(3)

Aynı dönemde gizli Hristiyanlık beyanında bulunanların arasında Gümüşhane”den madencilik sebebiyle ayrılanların yerleştiği Yozgat Akdağ gibi bölgeler de bulunuyordu.

1923 yılında Türkiye ile Yunanistan yapılan Mübadele anlaşmasının ardından Müslüman olanlar kalmış, gizli Hristiyan olduklarını açıklayan aileler ise sürgün edilmiştir.

Günümüzde Yunanistan”da 1924 yılında sürgün edilen madenci ailelerin çocukları ve torunları hangi kentten gelirlerse gelsin “Gümüşhaneliyiz” diye kendilerini tanıtırlar.

1) Yorgo Andreadis Gizli Hristiyanlar Belge Yayınları Sayfa 22-23.

2) Yorgo Andreadis Gizli Hristiyanlar Belge Yayınları Sayfa 16..

3) (R.Janin, Muslumans malgre eux: les Stavriotes, Echos d’Orient, 15. 1912, 501)

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.