PONTOSLULARA YÖNELİK IRKÇILIK DEVLETİN MASKESİNİ DÜŞÜRÜYOR

Çağatay Ay

Pontus Rumları Doğu Karadeniz’in Güney Kafkasya kökenli otokton halkıyla Helen kolonizasyonu döneminde bölgeye yerleşerek yerli unsurlarla genetik olarak karışıp kaynaşarak özgün bir kimlik ve kültür oluşturan, Antik Helenceye çok yakın bir dil olan Romeyika dilini konuşan bir halktır.

Bu halk 1461 yılında Trabzon’a ve çevresine yapılan Osmanlı İslam istilasına değin tamamen Ortodoks Hristiyan inancında olan bir topluluktu. Hatta bağımsız bir devlet statüsüne sahipti. Türk İslam istilasını takip eden yıllarda özellikle 17.yüzyıldan sonra komşusu olan Laz halkı, Hemşin Ermeni halkı ve Artvin ve Guria Gürcülerinin bir kısmı gibi bu halkın da büyük bir çoğunluğu oldukça ağır baskılar ve zorlayıcı şartlar altında müslümanlığı benimsemek zorunda bırakıldı.

Her türlü baskı ve mezalime rağmen müslüman olmayan Karadeniz Rumlarının ve Hemşin Ermenilerinin bir bölümü Çarlık Rusyası topraklarına yada Samsun gibi Batı Karadeniz şehirlerine muhaceret etmek zorunda kaldı. 19. Yüzyıldaki Tanzimat ve Islahat fermanları sonrasında pek çok Karadenizli Rum göreceli özgürlük ortamından istifade ederek Hristiyan inancına geri döndüklerini beyan ettiler. İstavrin olarak adlandırılan bu topluluk üyeleri de yine çok ağır baskılar zulümlere uğradı.

Jön Türk hareketinin yaydığı ırkçılık fikirleri ve Balkan halklarının Osmanlı emperyalizminin asırlar süren mezaliminden kurtulup bağımsızlıklarını kazanmalarının etkisi Müslüman Türkler arasında Anadolulu yerli Hristiyanlara yönelik büyük bir düşmanlık doğurdu. 11. Yüzyıldan 20.yüzyılın başına değin zaten yerel Hristiyanların çok büyük bir bölümü tarihi geçmişiyle bağı tamamen kopmuş şekilde islamlaştırılıp Türkleştirilmişlerdi. Kalan Hristiyan kitle mali yönden zayıf düşürülmüş ve bir çok yerde devlet güvencesinden yoksun, müslüman komşularının taciz ve katliamlarına karşı korunmasız bir duruma mahkum edilmişti.

İttihat ve Terakki partisinin iktidarıyla birlikte Anadolu Hristiyanlarına yönelik kanlı tasfiye sürecinin düğmesine basılmış oldu. 1909 yılında Adana da Ermeni sivillere karşı girişilen büyük kıyım 1914 yılında İzmir Foça başta olmak üzere Ege kıyılarında ki Rum köylülere yönelik olacak şekilde devam etti. Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı koşullar bahane edilerek tüm Anadolu Ermenileri ya katledildi ya sürüldü ya da İslam’a zorlandı.

Artık sıra Karadeniz’e gelmişti. İttihatçı çeteler yüzlerine yeni bir maske takarak yeni bir cumhuriyet kuruyoruz söylemiyle harekete geçmişler ve ataları Osmanlı’nın yaptığı gibi icraatlarına ilkin Sivas Koçgiri Alevilerini soykırımdan geçirerek başlamışlardı. Daha sonra tüm doğu Karadeniz bölgesi Kerbela’ya çevrildi. Pontus Rumlarına yönelik büyük bir cadı avı başlatıldı ve Karadeniz’in dağları, dereleri, nehirleri, bu kadim halkın evlatlarının çığlıklarıyla yankılandı. Yüzbinlerce Karadenizli soykırıma uğratılmıştı. Bu zulüm sarmalından sağ kurtulabilen insanlarsa nüfus mübadelesiyle binlerce yıllık anavatanlarından koparılıp Yunanistana gönderildiler özellikle Selanik ve Kalamaria bölgelerine.

17 ve 18.yuzyıllarda özbenliklerinden koparılan Karadenizliler hristiyan inancına bağlı kalan soydaşlarına uygulanan insanlık dışı soykırımın canlı tanığıydılar. Bu yüzden acılarını içlerine attılar, gözyaşlarını içlerine akıttılar adeta. Türkiye de yaşama tutunabilmek adına herkesten daha çok Türk ve Müslüman gibi davranmak zorunda kaldılar.

Bu ülke günümüzde ki tekdüze haline tüm özgün renkleri soldurulup yok edildiği için geldi. Asırlar boyunca Aleviler büyük kitlesel kıyımlarla yok edildi kala kala bir avuç kaldılar. Rum, Ermeni ve Süryani halkınınsa islamı ve Türklüğü benimsemeyen tüm fertleri ya katledildi ya sürüldü. Sonuçta birilerinin olmasını çok istediği tek dil, tek devlet, tek bayrak tek millet amacına ulaşıldı sanki harika bir şeymiş gibi. 96 yıldır inkar edilen ülke nüfusunun en az yüzde 20’sini oluşturan Sünni ve Alevi Kürt halkının acılarına rağmen.

Tam da Pontus Rumlarına yönelik büyük soykırımın yıldönümü arefesinde ataları asırlar önce müslümanlaşıp Türkleşmis olan Ekrem İmamoğlunun Pontus orjinli olması ve Romeyika dilini bilmesinden ötürü kendisine yapılan ırkçılık devletin tüm maskesini düşürüyor. Barış ve kardeşlik bu ülkeye hâlâ çok ama çok uzak. Rum olmanın, Ermeni olmanın, Kürt yada Alevi olmanın hakaret olarak görüldüğü, Nazilere rahmet okutacak derecede kökü derinlerde olan ırkçılığın ve ayrımcılığın gayetle normal karşılandığı bir toplumla bir arada yaşamaktan utanıyorum.

Comments are closed.