SAHİBİNİ ARAYAN BİR RUM KÖYÜ: GELEBEÇ

“Kiliseyi mektepleri terk ettik,
Eşyaları paraları sarf ettik
Andalayi yapanlara kahrettik
Her birimiz bir tarafa atıldık”
Papa Neofitos

Yakup Politoğlu

Gelebeç Köyü, Andalayi/Mübadele sürgününden önce Rumların ve Türklerin yaşadığı bir köy. Bugün Aydın’ın Söke ilçesinde Güllübahçe beldesine bağlı olan köyün Yukarı Gelebeç denilen kısmında Rumlar ikamet etmekteymiş.
Zaten köyün girişindeki biçimsiz tuğla evler, yukarılara tırmandıkça yerini doğayla bütünleşmiş taş evlere bırakıyor. Köy Mykale Dağı’nın sırtında bulunuyor. Bu dağ Bizans zamanında Samson adlı bir Bizans beyine dayanarak Samson’un Dağı adını da bir süre taşımış.
Köyün en büyük sokağının adı bu yüzden Samsun Sokağı’dır. Gelebeç isminin kökenine dair çeşitli söylentiler olsa da Yunanca “Kelebets” den türediği sanılmaktadır. Köyün tek bir yüzü vardır ve o yüz de devasa Aydın ovasına bakmaktadır. Bu nedenle “iyi/ güzel yüz” anlamına gelen Kelebets denmiş olabilir. Devasa bir masayı andıran Mykale Dağı’nın eteklerinde kurulan bu köy için ünlü tarihçi Heredot şöyle der:

“Burada yaşayan insanlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz
en güzel gökyüzü altına ve en güzel iklime sahip yörede kurmuşlar.”

1751 Yılında Ege depremleri dizisinde mağdur olan Rumlar da bu köye getirilmiştir. Artan Rum nüfusu için ihtiyaç haline gelen kilise ihtiyacı, 1821’de eski kilisenin üzerine yeni kilise yapılmıştır. Bu kilise Köyün en tepesinde yer alan Aziz Nikolaos ( Nam-ı diğer Noel Baba) Kilisesidir. Dizleri titreyen bir ihtiyar gibi tepelerden Söke Ovası’nı seyrediyor.
Kimi yerleri çökmüş, kimi yerleri defineci hırsızlar tarafından köstebek yuvasına çevrilmiş ama o yine de bütün haşmetiyle ayakta. Olmayan kapısından içeri girdiğinizde serin ve temiz bir hava karşılıyor sizi. Taşıyıcı sütunlar kilisenin tam ortasından sunak bölümüne kadar 4 kolon halinde ilerliyor.
Kubbeleri taşıyan tonozların arasında da eskiden ahşap destekler varmış. Şimdi bir tanesi hariç çürüyüp gitmiş. Girişin hemen üstünde çan kulesi
sapasağlam duruyor. Kilisenin zeminini oluşturan taşlar tahmin ettiğimiz sebeplerden sökülmüş.
Kubbelerdeki ikonalar ise silinmiş. Sadece bir nişin üzerinde antik sütun işlemesi duruyor. Bu da buradaki Rumların kendi tarihlerinin Antik Yunan’a dayandığını bildiklerini gösteriyor. Tarih bilinçlerinin olduklarını anlıyoruz.

Yazının akışını bozmadan şu kısa bilgiyi de vermek anlamlı olur: Köyün yakınlarında On İki Büyük İyon Kenti’nden biri olan Prienne Antik Kenti
bulunmakta. Kimbilir bu köyün Rum sürgünleri bu kentin sakinlerinin torunlarıdır. Bu tarihsel bilinç zinciri buradan gelmiştir. Dönelim kiliseye… Bu kiliseyi özel kılan bir diğer özellik ise bahçesinde kemiklik/osteofilak denilen bir oda bulunması. Bu oda yere doğru 3 metre derinliğinde. Tavanlarında nişler var ve nişlerde de kemikler duruyor. Daha yüksekte durmaları ruhani kişilerin kemikleri olması ihtimalini akla getiriyor. Hristiyanlar yeni mezar yerleri açmak için mezarlardaki kemikleri çıkarıp kemiklik denilen kutsal bir alana koyarlardı. Kilisenin kemikliğinde daha çok femur, fibula ve tibia kemikleri ile dolu. İşin ilgi çekici yanı ise kemiklere dokunulmamış olması.
Ya halk arasında lanetli olduğuna inanıldığı için ya da paraya çevrilemediği için dokunulmamış olması muhtemel. Fakat özellikle tıp öğrencileri kafataslarını yağmalamıştır. Halkın söylediği bu şekilde. Kiliseyi oluşturan birçok taş, etrafta yaşayanların bahçe duvarı, temel taşı olmuş durumda. Ayrıca kilisenin iç kısmı ise çeşitli yazılarla dolu. Siyasal sloganlardan, arabesk kamyon yazılarına kadar saygısızlık skalası fena halde geniş. Kilisenin içerisinde ve de sunağında ise iç burkan detaylar var. Burayı ziyarete gelen, köyün gerçek sahiplerinin torunları taşları olabildiğince üst üste dizmiş. Düzeltmeye çalışmış. Sunağa ise mumlar dikilmiş. Çiçekler konmuş.

O hayal kırıklığını, vatan hasretini, hüznü ve umudu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Mumlar hüznü çağrıştırırken, üst üste dizilen taşlar yeniden inşayı, “hala buradayız/buralıyız” duygularını çağrıştırıyor. Kimbilir Aziz Nikolaos bunları görüyordur…

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.