Mavri Thalassa

BİTMEYEN VEDA

Murat Kahraman’ın yeni romanı adalet üzerine kurgulanmış bir Dersim hikayesi. Hikayenin en önemli kahramanı Meme Ağa 1915′ de
eşi Çorumlu Elif Hanım’la köylerinden biri olan Sevtil’e ve Bozan Yaylasına sığınan Ermenilerin kadın ve çocuklarını peynir postları arasında saklıyor ve kurtarıyor.
Sıranın Pontos Rumlarına geldiğinde ise aynı tavrı bu kez Rumları kollayarak sürdürüyor Meme Ağa.  Çemişgezek’teki tek Rum köyü olan Mamsa’daki Rumların mübadele anlaşması ile Yunanistan’a sürgün kararından sonra Eğin’e kadar komşularına eşlik edip onların sağ salim gidebilmeleri için uğraşan Meme Ağa dönüş yolunda katledilir…

Kitabın Arka Kapağından:

“Saç köklerine kadar tiksintiyle dolmuştu. Öfke gırtlağına kadar dolmuştu. Sonra korkudan çuval gibi taşın önünde büzülen Çilli’ye seslendi:
“Son bir sorum olacak?’ diye sesine düzen vermeye çalıştı:
“Babam katledildikten sonra parmağındaki yüzüğü kim çaldı?”
Böğrünü yılan ısırmış gibi irkildiler dinleyeciler. Titreyerek, durmadan dudaklarını yalayan suçluya baktılar.
(…)
Halk mahkemesinin kurulduğu yerde suçluların gitmesine müsaade etmişti. Katil avcıyken av olmuştu. Sorgucu avken, avcı olmuştu. Ve avına yaşamak için kendi elleriyle yol vermişti. Avcı, avken erdemleri kendisini mahvetmişti; ama avcı, avken suçları onu kurtarmıştı.
Avcının saplantı derecesindeki sorulara cevap arama merakı son bulmuştu. Sanki üzerindeki bir yükü indirir gibi rahatlamıştı. Fakat geçmişe dair olan anıların tümü yara almıştı. Derin bir yerde, uzaklarda kanayan bir kaynağı vardı yaraların… Vefanın, aşkın, arkadaşlığın, komşuluğun hakkı yara almıştı. En çok da ekmek ve tuz hakkı yara almıştı. İntikam da dahil hiçbir şeyin tadı kalmamıştı artık. Oysa hasarlı hatıralar, ağır yaralı geçmiş ve kötü yazgı onu maziden bile öç almaya itiyordu. Öç alma isteği, sadece yaşamını değil; gideceği yolun istikametini de belirliyordu.
Bu kadar suç yığını içinde, hayat, artık kendisi için hiçbir umut vaat etmiyordu. İçi oyulmuş gibiydi. Hiçbir şey hissetmiyordu.
“Sizi koruyamadığım için özür dilerim… Özür dilerim… Keşke ölseydim de siz yaşasaydınız!…” diye inleyerek, boşluğa konuştu.
Mutlak, sıkışmış ve ağırlaşmış gece karanlığını dinledi. Lanetlenmiş, kirlenmiş ve aforoz edilmiş bir dua gibi çürümüştü karanlık. İdeallerin kokuşmuş bir yumurta kadar değeri kalmamıştı artık…”