Mavri Thalassa

PONTOS GERÇEĞİ

Hans-Lukas Kieser’in yazdığı önsöz:
Pontos Rumlarını hâlihazırda kimler bilir? Ve bu bağlamda, Karadeniz’de binlerce yıl yaşamış olan bu insanlarla ilgili ortaya çıkarılması gereken gerçeği? Günümüzde büyük bir kısmı ortadan kaybolmuş olan bu insanlardan geride kalanların torunları ise Müslümanların çoğunlukta olduğu bir toplumda, zorunlu asimilasyona tabi kalmışlardır. Tamer Çilingir az bilinen belgelerle dolu bir kitap yazmış. Gösterdiği birçok örnekle, geç-Osmanlı ve erken dönem post-Osmanlı’ya ait bölümleri aydınlatıyor soykırımı hakkında. Sürgünler ve katliamlar, Talat Paşa idaresi altında, I. Dünya Savaşı’nın ikinci yarısında başlatılmış; Kemal Paşa (Atatürk) öncülüğünde Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk yarısında sonlandırılmış. Tamer Çilingir’in çıkış noktası, bir yandan atalarının vatanı, diğer yandan da kendi yaşam yolu için direnen kurbanların hikâyesi olmuştur. Jön Türk rejimi, Dünya Savaşı sırasında, Ermenilere ve 1915- 16 Süryani Hıristiyanlara yönelik soykırım tamamlandıktan sonra, 1916 sonbaharında Osmanlı Hıristiyanlarından bir grup olan Pontos Rumlarına yönelmiştir. Bu grup mensupları da, Ermeniler ve Süryaniler gibi ağırlıklı olarak Küçük Asya’nın doğusunda ama kuzeyinde, yani Karadeniz Bölgesi’nde yaşamaktadırlar. İktidardaki Jön Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan Savaşları sırasında; 1912-13’te Makedonya’yı ve daha önce de Balkanlardaki hâlihazırda kaybetmemiş oldukları toprakları yitirmekten korkmaktaydılar. Jön Türklerin gözlerinde, gayrimüslimler de dahil olmak üzere, tüm etnik gruplar ve Avrupa devletleri tarafından talep edilen, “hukuk devleti olmak, tüm halk gruplarını siyasete, yönetime ve güvenlik güçlerine dahil etmek için yapılan reformlar, Osmanlı varlığına ihanet”ti. Bu nedenle, Dünya Savaşı öncesi, Trabzon, Erzurum, Sivas, Van, Diyarbakır, Bitlis ve Mamuret-ül-aziz1 illerini kapsayan uluslararası bir reform planına karşı tavır aldılar. Jön Türkler, Balkan Savaşlarından bu yana, çareyi tek taraflı olarak Müslümanları güçlendirmek ve Anadolu’yu ulusal bir Türk-Müslüman Evi (Türk Yurdu) yapmakta aramaktaydılar. Bu çıkarsamayı talihsiz bir şekilde, Jön Türk Merkez Komitesi’nin bir üyesi olan Pan-Türkist düşünür Ziya Gökalp’in Turan Ütopyası ile birleştirdiler. 1914 Temmuz ayında Merkez Komitesi’nden kişiler Almanya ile ittifak arayışındayken, sadece reform planını boşa çıkarmaya değil, aynı zamanda Rusya’nın Kafkasya ve Orta Asya’daki etkinliğini azaltarak imparatorluğu hayallerdeki eski sınırlarına, yani “Turan”a ulaştırmayı hedefliyorlardı. İçişleri Bakanı Talat, Savaş Bakanı Enver Paşa ve içerdekilerden bazıları Rusya’ya karşı cesaretli bir savaş başlattılar. Bunu, daha 1914 Ağustos ayından itibaren başıbozuk çeteler vasıtasıyla yürüttükleri Kafkasya’daki ayaklanmalar ve Ekim’de de Karadeniz’e bir saldırıyla başlatmışlardı. Soykırımda da olduğu gibi, birkaç ay sonra, savaşa bu şekilde sebebiyet verdikleri sorumluluklarını, herkesin bilmesine rağmen reddettiler. Turan hayali gerçekleşmeyince; yani Jön Türklerin “fetih seferi” felakete dönüşüp başarısızlığa uğrayınca ve buna karşılık Rus ordusu da 1916’da Erzurum, Erzincan ile Trabzon’a girince Pontos Rumları yoğun şiddetin hedefi haline gelmişlerdir. İttihatçılar o zamana kadar hâlâ tarafsız kalan Yunanistan’ı dikkate almak zorundaydılar. Ancak daha sonra, İçişleri Bakanı Talat, Ermeniler ve Asurileri mağdur kılan aynı vahşet ile on binlerce Pontos-Rum’unu yerlerinden etti. Zira bu insanların hepsi onun gözlerinde Rusların potansiyel işbirlikçileriydi. 1 Mamuret-ül-Aziz Vilayeti veya Harput Vilayeti, 1864 yılında Teşkil-i Vilayet Nizamnamesi uyarınca Diyarbekir Eyaleti‘nden kurulan Osmanlı İmparatorluğu vilayeti. 1864 yılına kadar Diyarbekir Eyaleti’ne bağlı bir sancak idi. 1864 yılında ayrılmıştır. 1879 yılında Erzurum Vilayeti‘nden ayrılan Dersim Vilayeti 1886 yılında bu vilayete dahil edildi. 19. yüzyılın sonunda, Mamuret-ül-aziz, Dersim ve Malatya olmak üzere 3 sancak olarak teşkilatlandırılmıştır. Erken Kemalist hareketin gözünde Pontos Rumları, 1917 devriminden sonra askerleri geri çekilen Rus ordularının işbirlikçileri değil; aksine 1. Dünya Savaşı’nın galibiydiler. Böylece ilk işlerinden biri Talat’ın yıkıcı çalışmalarını tamamlamak ve 1915-1917 arası suç çeteleriyle beraber yeniden Osmanlı Hıristiyanlarına yönelerek onları topluca katletmek oldu. Böylece, korozif şiddet, yeni devletin ilk kuruluş tarihinden itibaren meşrulaşmaya başladı. Tamer Çilingir sadece Osmanlı Devleti’nin çöküş öyküsünde değil, yeni Türk ulus-devletinin kurulmasında da önemli bir bölgesel ögeyi tartışmaktadır. Bunun da ötesinde konunun halen güncelliğini koruduğu doğru anlaşılmalıdır.
Hans-Lukas Kieser

 

 

BELGE YAYINLARI: 821
Türkiye İncelemeleri Dizisi

PONTOS GERÇEĞİ
Tamer Çilingir

Sayfa Düzeni | Aristan
Kapak Tasarım | Arif Yalçın
Kapak Resmi | Ressam Gjergj Kola
(Konstantinos Fotiadis’in Koleksiyonundan)

Düzelti | Attila Tuygan

Birinci Baskı | Aralık 2016

İç/Kapak
Baskı-Cilt | Kayhan Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti.
Bakır ve Pirinç Sanayicileri Sitesi,
Orkide Cad. No: 9, Zemin Kat
Haramidere-Beylikdüzü / İstanbul
0 (212) 875 48 86
Sertifika No: 12156

© BELGE ULUSLARARASI YAYINCILIK TİC. LTD. ŞTİ
Cemal Nadir Sokak, Büyük Milas Han, No: 24-227
D. 121-130, 34112 Cağaloğlu-Fatih / İstanbul
Tel: 0 (212) 517 44 53
E-mail: belgeyayinlari@gmail. com
www.belgeyayinlari.com.tr
Sertifika No: 11206