Mavri Thalassa

PONTOS RUM SOYKIRIMI’NDA HACI BEKTAŞ DERGAHI’NIN NASIL BİR ROLÜ OLDU?

Mahsuni Gül

SADIK VİCDANİ ve AİLESİ’NE DAİR

Sadık Vicdani ve ailesine değinmeden önce birkaç hususa değinmekte yarar var. Öncelikle yakın tarihimiz de bizim tesbit edebildiğimiz kadarıyla iki Sadık Vicdani var. İlki, tasavvufi ve dini eserlerinin yanı sıra şiirler de kaleme alan önemli edebiyatçı Sadık Vicdani. Diğeri ise yakın bir dönem de Mucur Askeri Şube Başkanlığı’nda bulunmuş olan Sadık Vicdani.
Biz bu karalamamız da Mucur Askeri Şube Başkanı olan Sadık Vicdani’ye ve ailesi vesilesiyle Bektaşi Dergahı Şeyhi Cemalettin Çelebi’nin ‘Milli Mücadele’de aldığı role değinmeye çalışacağız. Sadık Vicdani ismi aslında önemli bir isimdir fakat ne yazık ki ne Sadık Vicdani hakkında ve ne de ailesi hakkında Arşiv belgelerine dayalı detaylı bir araştırma yapılmamıştır. Ki, bu karalama kesinlikle Sadık Vicdani’ye ve ailesine ilişkin bir Arşiv çalışması değildir. Olamaz da zaten. Olsa olsa Sadık Vicdani’ye ve ailesine ilişkin sorulan kimi sorulardır…

ALEVİ DEDESİ CEMALETTİN ÇELEBİ
Sadık Vicdani’ye ilişkin kaynak taraması yaparken –Ki, konuya ilişkin tam anlamıyla bir kaynak taraması  yapabildiğimiz söylenemez. CB, MSB ve İçişleri Bakanlığı Arşivleri yeterince açılmadan, böyle bir iddiamız zaten olamaz. Kısıtlı kaynaklara karşın,  ulaşabildiğimiz kimi verileri okuyucularla paylaşıyoruz. Bu kısıtlı kaynaklara rağmen ulaştığımız veriler bile Cemalettin Çelebi’nin ‘Milli Mücadele’de takındığı tutuma  dair yeterli bir kanaat oluşturmaya kafi geldiği kanaatindeyiz…
Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan “Türk İstiklal Harbi 6. Cilt İç Ayaklanmalar (1919 – 1921) adlı eserde şu bilgi aktarılmıştır:

“… Aynı tarihte Mustafa Kemal Paşa da, Yıldızeli ve Zile’de bulunan Alevileri uyarmak ve olumlu fikir ler aşılamak için Alevi Dedesi Çelebi Efendinin harekete geçirilmesini Mucur Askerlik Şube Başkanına emretti.
Büyük Millet Meclisi üyesi olan Bektaşi Şeyhi Çelebi Efendi, Mucur’da bulunuyordu. Askerlik Şube Başkanı keyfiyeti kendisine bildirince Şeyh Dede hastalığını ileri sürerek böyle bir yardıma yanaşma dı…” (1)

Orhan Yılmaz’ın “Kurtuluş Savaşı’nda Zile İsyanı” başlıklı makalesinde ise şu bilgi aktarılmıştır:

“… Durumun vahametini gören ve çare arayan Mustafa Kemal Paşa da, Yıldızeli ve Zile bölgelerinde bulunan yoğun alevi nüfusundan dolayı, bazı kişileri uyarmak ve olumlu fikirler aşılamak istemiştir. Bu amaçla, bu bölgede saygınlığı bulunan ve buraların manevi lideri durumunda bulunan, Bektaşi Şeyhi Çelebi Efendi’nin harekete geçirilmesini istemiş ve Mucur Askerlik Şubesi Başkanı’na talimat gönderil miştir. TBMM üyesi de olan Bektaşi Şeyhi Çelebi Efendi, hasta olduğunu beyan ederek, böyle bir yardı ma katılmayacağını söylemiş ve tarafsız kalmıştır…” (2)

Kenan Esengin  ise, “Milli Mücadelede Ayaklanmalar” adlı eserinde şu bilgiyi aktarmıştır:

“… Yine o gün Mustafa Kemal Paşa’nın Mucur Askerlik Şubesi Başkanı’na verdiği emir çok ilginçtir. Bu emirde; “Yıldızeli ve Zile’de bulunan alevileri uyarmak ve olumlu fikirler aşılamak için Alevi Dedesi Çe lebi Efendi’nin harekete geçmesi” isteniyordu. Bektaşi Şeyhi olan Çelebi Efendi, Büyük Millet Meclisi üyesi idi. Bu sırada Mucur’da bulunuyordu. Fakat durum kendisine bildirilince hasta olduğunu söyledi ve böyle bir yardıma yanaşmadı. Belki de gerçekten hasta idi. İşin doğru tarafı tesbit edilememiştir…” (3)

Taner Ünal, “Anzavur İsyanları Sırasında Dökülen Türk Kanları” adlı makalesinde şu bilgiyi aktarır:

“… Aynı gün Mustafa Kemal, Mucur Askerlik Şubesi Başkanı’na şu emri verir:
” Yıldızeli ve Zile’de bulunan Alevileri uyarmak ve olumlu fikirler aşılamak için Alevi Dedesi Çelebi Efen di’nin harekete geçirilmesi.”
Emri ilginç bulan Kenan Esengin, hikayenin gerisini şöyle anlatmaktadır:
“Bektaşi Şeyhi olan Çelebi Efendi, Hüyük Millet Meclisi üyesi idi. Bu sırada Mucur’da bulunuyordu. Fakat durum kendisine bildirilerek hasta olduğunu söyledi ve böyle bir yanına yanaşmadı. Belki de ger çekten hasta idi.” (Makaledeki yazım hatalarını düzeltmeyi, metine sadık kaldık.)(4)

Yusuf İzzettin Kılınçer, “Atatürk ve Kırşehir 1919- 1938” başlıklı yüksek lisans tezinde şu bilgiyi aktarır:

“… Çelebi Cemalettin Efendi daha sonraki dönemlerde, TBMM üyesi olarak meclise girdikten sonra, belki de hastalığı nedeniyle kendi isteğiyle Meclis Başkan Vekilliği görevinden ayrıldığı gibi, Yozgat yö resinde başlayan Çapanoğlu İsyanı’nı bastırmak için belki de hastalığı nedeniyle kendi isteğiyle Meclis Başkan Vekilliği görevinden ayrıldığı gibi, Yozgat yöresinde başlayan Çapanoğlu İsyanı’nı bastırmak i çin Mustafa Kemal Paşa’nın Mucur Askerlik Şubesi Başkanı aracılığı ile kendisinden istemiş olduğu des teğe de olumlu cevap vermemiş ve fiili bir harekette de bulunmamıştır…” (5)

Yukarıda aktarmış olduğumuz çalışmalar da ve konuya yer veren başka çalışmalarda da görüleceği ü zere Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık Vicdani’ye değinilmeyip sadece Mucur Askerlik Şubesi Başk anı ifadesine yer veriliyor ve Mucur Askerlik Şubesi Başkanı’nın kim olduğu ve görevi hakkında da detaylı bilgi verilmiyor.

Yaşar Şahin, “Milli Mücadele Yolunda Kırşehir Kuvva-yı Milliyecileri” başlıklı makalesin de şu bilgiyi aktarıyor:
“… Karşılama ve herhangi bir baskını önlemek için Yüzbaşı Sadık (Vicdan) Bey’in yönetiminde 20 kişilik Mucurlu gençlerden oluşan Gönüllü Mucur Müfrezesi kuruldu…” (6)

 

Çelebi Cemaleddin’in  Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal Hakkında Anadolu Alevilerine Yayınladığı Beyannameler

Yaşar Şahin, görüldüğü gibi yukarıda yer alan alıntılardaki gibi Mucur Askerlik Şubesi Başkanı ifadesini kullanmadan “Yüzbaşı Sadık Vicdan”ın adını anıyor sadece ve yine yukarıda yer alan alıntılardaki gibi Yüzbaşı Sadık Vicdan Bey’in görevi hakkında detaylı bilgi aktarmıyor.

Salih Cenik, “Milli Mücadele Döneminde Erbaa” başlıklı makalesinde şu bilgiyi aktarıyor:

“… Yine Merzifon Kolej Müdürü M. White, Pontus emellerine ulaşmak için Anadolu’daki alevi vatandaşları kışkırtmaya çalışmıştır. Ona göre aleviler serbest bırakıldıkları takdirde Hıristiyanlara katılabilirlerdi… Aralık 1919 sonlarıyla Ocak 1920 başlarında Tokat ve Erbaa bölgelerinde yaşayan alevi vatandaşlardan bazılarının özel amaçlı kişi ve kuruluşların kışkırtmasıyla, Rum soyguncularıyla işbirliği yaptıkları onlara maddi, manevi yardımlarda bulunduklarının öğrenilmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa, 2 Ocak 1920’de Mucur Askerlik Şubesi Başkanlığı’na durumu bildirmiş, Bektaşi Çelebisi Cemalettin Efendi’nin ve Baba Efendi’nin gerekli uyarma ve müdahalelerde bulunmalarının sağlanmasını istemiştir.  Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık, ilgili kişilerle temasa geçerek Hacıbektaş Veli Çelebisi Cemalettin Efendi’nin duruma, el koymasını ve Rum çeteleri ile işbirliği yaparak milli birliğimizi bozacak hareket  içerisinde olan bu kişileri uyaran bir genelge yayınlamasını sağlamıştır…” (7)

Baki Yaşa Altınok ise, “Çelebi Cemaleddin İle Veliyeddin Efendilerin Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal Hakkında Anadolu Alevilerine Yayınladığı Beyannameler” adlı makalesinde şu bilgiyi aktarıyor:

“… Aralık 1919 sonlarıyla Ocak 1920 başlarında Tokat ve Erbaa bölgelerinde, Alevi yurttaşlardan bazılarının özel amaçlı kişi ve kuruluşların kışkırtmasıyla, Rum soyguncularla işbirliği yaptıkları, onlara maddi ve manevi yardımlarda bulundukları öğrenilmişti. Mustafa Kemal, 2 Ocak 1920’de Mucur Askerlik Şubesi Başkanlığı’na durumu bildirerek, Hacı Bektaş Veli Çelebisi Cemaleddin Efendi’nin ve Baba Salih Efendi’nin gerekli uyarma ve müdahalelerde bulunmalarının sağlanmasını istedi. Askerlik Şubesi Başkanı Sadık duruma el koyması için Çelebi ile temasa geçti. Çelebi Cemaleddin Efendi tarafından aşağıdaki genelgenin yayınlanmasını sağladı…”

Görüldüğü gibi Salih Cenik ve Baki Yaşa Altınok’un aktarımları aynıdır. Çünkü her iki yazar da alıntılarını Cihat Akçakayalıoğlu’nun “İnkılapçı ve Devlet Adamı Yönleriyle Atatürk Komutan” adlı eserinden aktarmışlardır.

Baki Yaşa Altınok’un, söz konusu makalesinde yer verdiği genelge ve makalenin devamı ise şöyledir:

“… Yüksek tarikatımız mensuplarından bazılarının vatan haini Rumlarla ve Rum eşkıya ile işbirliği yapa rak, milli birliğimiz aleyhinde propaganda yaptıkları ve maddi yardımda bulunduklarını üzülerek öğ rendim. Kutsal yurdumuzu düşmanın kirli ayakları altında ezdirmemek, atalarımızın yüce ruhlarını in citmemek hepimizin ödevidir. Bütün tarikat mensuplarına gerekli öğütlerde bulunarak, elbirliği ile hü kümetimizin güç ve yüceliğinin artırılmasına ve O’nun emirlerinin yerine getirilmesine önem verilmesi borcumuzdur. Vatanın karşılaştığı tehlike göz önünde tutularak, iç ve dış düşmanların hain düşüncele rine kapılmamalarını hepinizden ister, sizi Ulu Tanrı’nın birliğine emanet ederim.

Hacı Bektaş Çelebisi Cemaleddin
(ATASE, 1335/27-2, Fih. 26/8)…

Çelebi Cemaleddin Efendi’nin bu genelgesini Mustafa Kemal’e şifreleyen Mucur Şube Başkanı Sadık, Cemaleddin Efendi tarafından genelgenin birer örneğinin bölgelerinde etkin kişiler olan Tokat’ta dava vekili Ali Rıza ve Latifzâde Osman Beylere, Zile’de Hayri Efendi’ye, Çorum’da Sadık ve Karkınzâde Ga rip Beylere gönderildiğini, ayrıca bu yörelerde anarşinin genişleyip asayiş sağlanmadığı taktirde Çelebi Efendi’nin yahut oğlunun gözetiminde bir süvari grubuyla olaylara müdahale edileceğini, hatta İzmir veya diğer bölgelerde kullanmak üzere Çelebi’nin üç dört bin muharip güç vermeyi vaat ettiğini Mustafa Kemal’e bildirdi. Mustafa Kemal, Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık Bey’e 19 Ocak 1920’de aşağı daki şifreyle karşılık verdi:

Çelebi Efendi Hazretlerinin milletin ve yurdun korunması, dirlik ve düzenliği hakkındaki duygularıyla vatansever girişimlerine büyük teşekkür eder, İzmir Cephesi için hazırlandığı bildirilen kuvvetin kulla nılması hakkında, gereğinde maruzatta bulunulacağının kendilerine duyurulmasını rica ederim.

Mustafa Kemal
(ATASE, 1335/27-2, Fih. 26/10)…” (8)

 

ÇELEBİ, MUSTAFA KEMAL’E MUHARİP GÜÇ VERMEYİ VAAT EDİYOR
Burada da görüldüğü gibi Salih Cenik, sadece Mucur Askerlik Şubesi Başkanlığı’na değiniyor ve ne Mucur Askerlik Şubesi Başkanlığı’na ilişkin detaylı bilgi veriyor ve ne de Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’a değinerek Sadık hakkında detaylı bilgi veriyor.
Baki Yaşa Altınok da Askerlik Şubesi Başkanı Sadık adını aktarıyor fakat diğer yazarlar gibi Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık hakkında detaylı bilgi vermiyor.

Görüldüğü gibi gerek Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık hakkında ve gerekse de ailesi hakkında Arşiv çalışması yapılmamış ne yazık ki araştırmacılar tarafından. Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık ve ailesi hakkında Arşiv çalışması yapılsaydı muhtemelen kimi belgelere ulaşılır ve gerek kendisi hakkında ve gerekse de ailesi hakkında detaylı bilgilere ulaşılırdı.

Yaptığımız alıntılardan da anlaşılacağı üzere kimi farklılıklara rağmen genel de kabul edilen temel görüş ülkede yaşanan isyandan dolayı Mustafa Kemal’in yönlendirmesiyle Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’ın, Hacı Bektaş Dergahı Çelebisi Cemaleddin Çelebi’yle ilişkiye geçmesi ve Cemaleddin Çelebi’nin de hastalığını öne sürerek böyle bir yardıma yanaşmaması görüşüdür.

Salih Cenik ve Baki Yaşa Altınok tarafından kabul edilen temel görüş ise kimi farklılıklara rağmen Aralık 1919 sonlarıyla 1920 başlarında Tokat ve Erbaa bölgelerinde Alevi yurttaşlardan bazılarının kimi kişi ve kuruluşların kışkırtmasıyla Rum soyguncularla işbirliği yaptıklarının ve onlara maddi, manevi yardımlar da bulunduklarının öğrenilmesinden sonra Mustafa Kemal’ın, Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’a meseleyi bildirerek, Cemaleddin Efendi’nin ve Salih Niyazi Efendi’nin gerekli uyarma ve müdahalelerde bulunmalarının sağlanmasını isteyerek Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’ın duruma el koyması için görevlendirmiş, Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık da meseleyi Cemaleddin Efendi’ye aktarmış ve böylelikle Cemaleddin Efendi’nin genelgeyi yayımlanması  sağlanmıştır.
Esasında her iki olay da bir bütünün parçalarıdır. Bu anlam da her iki olayı öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylarla birlikte bütünlük içerisinde ele alıp değerlendirmek gerekir.
Konumuz açısından önemli olan makale –Elbette makalelerin ve çalışmaların tamamı önemlidir-  daha doğrusu deyim yerindeyse zinciri sürükleyecek ana halka Baki Yaşa Altınok’un makalesi olduğu için biz bu çalışmamız da özellikle de bu makalenin üzerinde durmaya çalışacağız.

Baki Yaşa Altınok makalesinde, Mustafa Kemal’ın, Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’a durumu bildirerek Cemaleddin Efendi’nin ve Salih Niyazi’nin gerekli uyarma ve müdahalelerde bulunmalarının sağlanmasını istediğine değiniyor fakat Salih Niyazi’nin bu süreçte nasıl bir tavır aldığına değinmiyor. Yani bu konu da acaba Salih Niyazi’nin de Cemaleddin Efendi gibi yayınladığı bir genelge varmıdır? Genelge varsa nerededir ve söz konusu genelgenin içeriği nedir meselelerine değinmiyor.

Keza, Baki Yaşa Altınok makalesinde Cemaleddin Efendi’nin bu genelgesinin birer örneğinin bölge de etkin kişiler olan Tokat’ta dava vekili Ali Rıza’ya, Latifzade Osman Bey’e, Zile’de Hayri Efendi’ye, Çorum’da Sadık ve Karkınzade Garip Beylere neden gönderildiğine, ayrıca bu yörelerde anarşinin genişleyip asayiş sağlanmadığı taktirde Çelebi Efendi’nin yahut oğlunun gözetiminde bir süvari grubuyla olaylara müdahale edileceğini, hatta İzmir veya diğer bölgelerde kullanmak üzere Çelebi’nin üç dört bin muharip güç vermeyi vaat ettiğini Mustafa Kemal’e neden bildirdiğine değinmiyor.

Kimdir bu Tokat’ta dava vekili Ali Rıza, Latifzade Osman Bey (9*) –Değerli dostlarımız sayesinde öğreniyoruz ki, Latifzade Osman Bey’in adı 1915 Ermeni kırımını konu edinen Raymond Kevorkian’ın “Ermeni Soykırımı” adlı eserinin Tokat bölümünde geçiyor- Zile’de Hayri Efendi, Çorum’da Sadık ve Karkınzade Garip Bey? Bu kişiler de Cemaleddin Çelebi ve Salih Niyazi gibi Alevi bir Dergahın yöneticileri midirler? Yoksa Sünni veya başka bir inancın Dergahının yöneticileri midirler? Veya İttihat Terakki Cemiyeti’nin ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın yöneticileri midirler?

Bu yörede anarşinin genişleyip asayiş sağlanmadığı taktirde Çelebi Efendi’nin yahut oğlunun –Neden bu yörede anarşinin genişleyip asayiş sağlanmadığı taktirde Çelebi Efendi’nin yahut oğlunun adı zikrediliyor? Tokat ve Erbaa bölgesinde Alevi yurttaşlar yoğun olarak yaşadıkları için mi Çelebi Efendi’nin yahut oğlunun adı zikrediliyor? – gözetiminde bir süvari grubuyla olaylara müdahale edileceğini –Hangi olaylara müdahale edilecek acaba? Yoksa Tokat ve Erbaa bölgesinde yoğun olarak yaşayan Alevi yurttaşlardan Mustafa Kemal’a destek vermeyip ayaklananlar mı kastediliyor? Veya hem vatan haini Rumlar, hem Rum eşkıyalar ve hem de vatan haini Rumlarla ve Rum eşkıyalarla işbirliği yapan Hacı Bektaş Dergahı mensuplarından bazıları mı kastediliyor? 1 taşla 3 kuş vurmak için mi Çelebi Efendi’nin yahut oğlunun adı zikrediliyor?- Neden İzmir veya diğer bölgelerde kullanmak üzere Çelebi’nin üç dört bin muharip güç vermeyi vaat ettiğini Mustafa Kemal’e neden bildirdiğine değinmiyor?
Ve bizce burada asıl önemli olan nokta şudur.
Baki Yaşa Altınok bu makalesinde Cemaleddin Efendi’nin yayınladığı bu genelgeyi aktarıyor fakat bu genelgenin hangi sürece tekabül ettiğine ve genelgenin içeriğine ilişkin tek kelime etmiyor. Baki Yaşa Altınok’un yerine biz sormaya çalışalım şu soruları.

Cemaleddin Efendi’nin yayınladığı bu genelge hangi sürece tekabül ediyor? Aralık 1919 sonlarıyla Ocak 1920 başlarında Tokat ve Erbaa bölgelerinde ve tabii diğer bölgeler de neler yaşandı?

Cemaleddin Efendi’nin yayınladığı bu genelge de “Vatan haini Rumlara ve Rum eşkıya” lara vurgu yapılmasında ki asıl amaç nedir?

Sorular, sorular, sorular…

Gönül isterdi ki Baki Yaşa Altınok bu makalesinde ilgili genelgeyi yayınladıktan sonra Cemalettin Çelebi’nin Rumlara bakış açısına da değinerek keşke Cemalettin Çelebi gibi bir Alevi Dergahı Çelebisinin genelgede Rumlara karşı neden böyle bir üslup kullanma ihtiyacı hissettiğini, kullandığı üslubun savunduğu inançla örtüşüp örtüşmediğine değinseydi. Ve 72 millete aynı nazarla bakmayı düstur edinen bir Alevi Dergahı’nın Çelebisinin Rumları kastederek “Vatan haini Rumlar”, “Rum eşkıya” ifadelerini kullanmasının bırakalım insan sevgisiyle, hümanizmle, Alevilikle dahası insanlıkla bile örtüşmediğini belirtip Cemaleddin Çelebi’nin bu bakış açısını deşifre edip eleştirerek mahkum etseydi.

Baki Yaşa Altınok neden bu soruları sorma ve yanıtlama gereği hissetmemiştir acaba? Yorumu okurların takdirine bırakıyoruz.

Esasen bu genelge, süreci anlamak açısından hakikaten çok önemlidir ve üzerinde ne derece durulsa azdır.

Yukarıdaki alıntılar da isyan sırasında Cemalettin Çelebi’nin hastalığını öne sürerek yardıma yanaşmadığı ifade ediliyordu anımsanacağı üzere. Bu genelgedeki bakış da Cemalettin Çelebi’ye aittir.

Yani Cemalettin Çelebi isyan sırasında hastalığını öne sürerek yardıma yanaşmamıştır. Fakat genelgeden de anlaşılacağı üzere aynı zamanda elbirliği ile hükümetin güç ve yüceliğinin artırılmasına ve Mustafa Kemal’ın emirlerinin yerine getirilmesine önem verilmesi eksenin de Mustafa Kemal’a destek vermiştir. Bu anlamda sözkonusu isyan ve gerekse de genelgede vurgulanan olay gerçekten de bütünün bir parçasıdır. Yani bu olaylar birbirinden bağımsız olaylar değil tersine birbirini tamamlayan olaylardır. Çünkü bir yanda isyan yaşanırken diğer yanda da genelgede vurgulandığı gibi Rum – Pontus süreci yaşanmaktadır. Zaten genelgede de bu çok açık bir biçimde görülmektedir.

Tekrara düşsekte Cemalettin Çelebi’nin ifadelerinden kimilerini aktaralım:

“… Yüksek tarikatımız mensuplarından bazılarının vatan haini Rumlarla ve Rum eşkıya ile işbirliği yaparak…
Milli birliğimiz aleyhinde propaganda yaptıkları ve maddi yardımda bulundukları…
Kutsal yurdumuzu düşmanın kirli ayakları altında ezdirmemek, atalarımızın yüce ruhlarını incitmemek…
Bütün tarikat mensuplarına gerekli öğütlerde bulunarak, elbirliği ile hükümetimizin güç ve yüceliğinin artırılmasına ve O’nun emirlerinin yerine getirilmesine önem verilmesi borcumuzdur…
Vatanın karşılaştığı tehlike göz önünde tutularak, iç ve dış düşmanların hain düşüncelerine kapılmamaları…”

Belki burada şu itiraz öne sürülebilir.
Cemalettin Çelebi’nin bu genelgeyi yayınlamasındaki asıl amaç bütün tarikat mensuplarına gerekli öğütler de bulunmaktır.
Doğrudur.

Fakat şu nokta da gözden uzak tutulmamalıdır ki içinde yaşanılan süreçte hem isyan yaşanmaktadır ve hem de Rum Pontus kırımı yaşanmaktadır. İsyan ve kırım yaşanırken ve elbette öncesin de ve sonra sında Cemalettin Çelebi Dergah mensuplarının tamamını kontrol altına almak istemektedir. Şayet kon trol altına alamazsa Rum vatan hainleri ve Rum eşkıyalarla işbirliği yapan Dergah mensupları ve kimbi lir belki de Mustafa Kemal hareketine muhalif olan Aleviler de birlikte hem kendisine ve hem de Mus tafa Kemal hareketine karşı da ayaklanacaklardır.

Bu anlamda Cemalettin Çelebi’nin bu genelgeyi yayınlamasındaki asıl amaç bütün tarikat mensupları na gerekli öğütler de bulunmak değil hem Rum vatan hainleri ve Rum eşkıyalarla işbirliği yapan Der gah mensuplarını hem de Mustafa Kemal hareketine muhalif olan Alevileri kontrol ederek yani Ce malettin Çelebi’nin deyimiyle “İç ve dış düşmanların hain düşüncelerine kapılmamalarını” garanti altı na alarak Mustafa Kemal hareketinin de desteğiyle Rum vatan hainlerini ve Rum eşkıyaları safdışı et mektir.

Cemalettin Çelebi’nin bu genelgesini okudukça ve üzerine düşündükçe sizi bilemiyoruz ama bizim aklı mıza şu soru geliyor;

“… Bu genelge hakikaten Cemalettin Çelebi tarafından kaleme alınmışsa Cemalettin Çelebi’nin acaba başka azınlıklara yani Ermenilere, Kürtlere vb. bakışı nasıldı?”

Cemalettin Çelebi’nin bu genelgesinde yer alan ifadeleri aslında Hacı Bektaş Dergahı’nın bu süreçte gerçekleşen Rum Pontus kırımındaki rolüne de işaret etmektedir.

Gerçekten. Hacı Bektaş Dergahı’nın Rum Pontus kırımındaki rolü ne olmuştur?

Genelge de hem vatan haini Rumlar’a, hem Rum eşkıyalar’a ve hem de vatan haini Rumlarla ve Rum eşkıyalarla işbirliği yapan Hacı Bektaş Dergahı mensuplarından bazılarına değinilmesindeki asıl amaç nedir? Tüm bu değinmeler tesadüf müdür yoksa Mustafa Kemal hareketinin 1 taşla 3 kuş vurması için Çelebi Efendi’nin yahut oğlunun adının anılması bilinçli bir politika mıdır?

Keza bu süreç yaşanırken diğer Alevi, Sünni veya başka Dergahların yöneticilerinin tavırları nasıl olmuştur?
Umud ediyoruz ki birbirinden değerli araştırmacı dostlarımız gerek Alevi Dergahların, gerek  Sünni Dergahların ve gerekse başka Dergahların diğer azınlıklara yani Ermenilere, Kürtlere vb. bakışları eksenin de gerçekleşen kırımlardaki rollerine ilişkin araştırmalar yaparlar ve sonuçlarını öğreniriz.
Yukarıda Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık hakkında Arşiv belgeleri eksenin de araştırma yapılmadığına değinmiştik. Bu tarz bir çalışma yapılmadığından olsa gerek kimi farklılıklara rağmen çalışmalar birbirinin neredeyse aynısı olmuş ve deyim yerindeyse “Kes, kopyala, yapıştır”la makaleler ve eserler yayınlanmıştır ne yazık ki?
Burada şu noktaya da değinmekte yarar var.

‘HAİN’ İLAN EDİLEN MUCUR ASKELİK ŞUBESİ BAŞKANI SADIK
İlginçtir, Mustafa Kemal’ın ne Nutuk eserinde ve ne de demeçlerinde Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’ın adı geçmiyor. Nutuk’ta Cemalettin Çelebi’nin adıysa farklı bir olayla ilgili olarak geçiyor. Ve Nutuk’ta da demeçlerinde de Salih Niyazi Dedebaba’nın adı geçmiyor.
Ve konuyla ilgili çalışmalarda da ilginçtir ne Mustafa Kemal’le, Mucur Askerlik Şube Başkanı Sadık arasındaki ilişkiye değiniliyor ne de Cemaleddin Efendi ve Salih Niyazi Dedebaba’nın Mucur Askerlik Şube Başkanı Sadık arasındaki ilişkiye değiniliyor.
Biz bu karalamamız sırasında kaynak taraması yaparken gerek Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık ve gerekse ailesi hakkında Arşiv belgeleri eksenin de bir çalışma yapılmamış olmasını sizlerin takdirine bırakıp Arşiv de bulduğumuz kimi belgeleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Belgelere geçmeden önce ise birkaç hususa değinmekte yarar var yine.
Bizler bu süreçte gerek Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık hakkında ve gerekse de ailesi hakkında ne yazık ki çok detaylı bilgilere ulaşamadık ifade ettiğimiz gibi. Fakat Arşiv de bulduğumuz belgelerde yer alan bilgiler ilginçti.
Belgeler de yer alan bilgiler ilginçti ilginç olmasına rağmen fakat Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’ın yaşamında bir boşluk vardı deyim yerindeyse?

Şöyle ki;

Bilindiği üzere Mustafa Kemal, Mucur Askerlik Şubesi Başkanı Sadık’a durumu bildirerek, Cemalettin Efendi’nin ve Salih Niyazi Dedebaba’nın gerekli uyarma ve müdahalelerde bulunmalarının sağlanmasını istedi ve Sadık duruma el koyması için Cemalettin Çelebi ile temasa geçti böylelikle Cemalettin Efendi tarafından genelge yayınlandı.

Yine ilginçtir ki genelgeden sonraki süreçte neler yaşandığına ilişkin de neredeyse hiç bilgi yok.
Sonraki süreçte neler yaşandığını biz de bilemiyoruz şimdilik fakat Arşivde bulunan belgelerdeki bilgiler de ilginç doğrusu?

Neden?

Çünkü Arşivde bulunan belgelerdeki bilgilere göre Sadık Vicdani’nin ailesi Hacı Bektaş Dergahı’na kadar gelerek Mustafa Kemal tarafından affedilmeleri konusunda –Ki, aşağıda yer vereceğimiz belgelerde de görüleceği üzere Sadık Vicdani’nin ailesi hain olarak addediliyorlar-  gerek Cemaleddin Çelebi’nin ve gerekse Salih Niyazi’nin aracı olmalarını yakınarak rica ediyorlar.

Aslında burada da sorulması gereken sorular çıkıyor karşımıza.

Sadık Vicdani’nin ailesinin hain olarak addedilmelerinin başlangıç noktası nedir? Sadık Vicdani’nin ailesi ne zaman, niçin  ve kim veya kimler tarafından hain olarak addedildi? Sadık Vicdani’nin ailesinin hain olarak addedilmesinde Sadık Vicdani’nin, Cemaleddin Çelebi’nin, Salih Niyazi’nin veya genelgenin gönderildiği diğer kişilerin rolleri var mıdır?
Bilindiği üzere 2 Ocak 1920 tarihinde veya daha sonraki bir tarihte Cemalettin Çelebi tarafından genelge yayınlanıyor fakat Arşivde bulduğumuz belgeler de yer alan bilgilere göre 1920 Temmuz’unda Sadık Vicdani’nin ailesi hain olarak addediliyor. Acaba bu süreç içerisinde neler yaşandı da Sadık Vicdani’nin ailesi hain olarak addedildi?

Umud ediyoruz bu konuya ilişkin belgeler bulunur da gerçekleri öğreniriz.
Bizim konuya ilişkin bulduğumuz belgeler şöyle:
9 Temmuz 1920 tarihini taşıyan belge de Hacı Bektaş Çelebisi Cemalettin Çelebi, TBMM Reisi Mustafa Kemal’a şöyle yazar:

“… Maddi ve manevi bir nedenin etkisi olmalıdır ki gafletinden ve hafifliğinden dolayı, bir tarafa, Niğde tarafına gizlice giden ve şimdi vilayette bulunan, Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Efendinin ailesi buraya kadar gelerek kusurlarının affı konusunda, yüce zatınıza aracı olmamı yakınarak rica ediyorlar. Kimsesiz ailesine merhamet ederek, adı geçeni affetmenizi istirham ederim efendim…” (10)

Nihayet bu belge aracılığıyla öğreniyoruz ki Mucur Şube Başkanı’nın adı Sadık Vicdani’dir. Fakat burada da sorulması gereken kimi  sorular var.

Cemalettin Çelebi, Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Efendinin ailesi hakkında neden maddi ve manevi bir nedenin etkisiyle olmalıdır ki gafletinden ve hafifliğinden dolayı Niğde tarafına gizlice gittiğini belirtiyor? Keşke bu sürece ait başkalarının görüşlerini belirten belgeler bulsaydık ve Cemalettin Çelebi’nin Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Efendinin ailesi hakkında ifade ettiği “gafletinden ve hafifliğinden” cümlesini bu belgelerle karşılaştırsaydık.
Cemalettin Çelebi’nin, Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Efendinin ailesini kastederek gafletine ve hafifliğine vurgu yapması bırakın insan sevgisini, hümanizmi, Aleviliği, insanlıkla örtüşür mü?

13 Temmuz 1920 tarihli belgede Hacı Bektaş Dergahı Postnişini ve Türbedarı Salih Niyazi Baba, TBMM Reisi Mustafa Kemal’a şöyle yazar:

“… Maddi ve manevi bir nedenin etkisi olmalıdır ki gafletinden ve hafifliğinden dolayı, bir tarafa, Niğ de tarafına gizlice giden ve şimdi vilayette bulunan, Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Efendinin ailesi buraya kadar gelerek kusurlarının affı konusunda, yüce zatınıza aracı olmamı yakınarak rica ediyorlar. Kimsesiz ailesine merhamet ederek, adı geçeni affetmenizi istirham ederim efendim.”

Görüldüğü gibi Salih Niyazi Baba’nın da Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Efendinin ailesi hakkındaki görüşleri Cemalettin Çelebi’nin görüşlerinin tıpkısının aynısıdır. Fakat ilginçtir Salih Niyazi Baba’da Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Efendinin ailesini kastederek gafletine ve hafifliğine vurgu yapıyor. Bu vurgu bizleri affediniz fakat İNSANLIĞA SIĞMAZ!

13 Temmuz 1920 tarihli telgrafta TBMM Reisi Mustafa Kemal, Hacı Bektaş-ı Veli Çelebisi Cemalettin’e şunları yazar:

“… Sadık Vicdani beyin ailesinin hıyanet sebepleri nazar-ı dikkate alınacaktır. Ancak kendisi hakkında uygulanmakta olan muamelenin, kanuni sürecinde işleyeceği ve devamı gerekli görülmektedir efendim…”

Vekiller Heyeti 16 Haziran 1920 tarihli “Saklanması notlu” belgede Hacı Bektaş Dergahı Çelebisi Cemalettin Çelebi, TBMM Reisi Mustafa Kemal’a şu yazıyı gönderir:

“… (Belgenin baş tarafı okunamamıştır.) Kaç ay önce Mucur Şube Başkanı Sadık Vicdani Bey zatınızdan aldığı emirleri, sözlü olarak anlayanların Tokat ve civarına Karaşar taraflarında bulunan bazı kişilerin aldatmalarına kapılarak Milli Meclis hakkında yurtsever yardımda gevşeklik gösterdiklerinden, bunlara gerekli nasihatlerin yapılması konusunda, kendi arzusuyla yazdığı yazı ve telgraf, akrabamız ve bildiğimiz adamlarımıza imza ile gönderilmiş, bu husustaki hizmetlerimiz telgraf ile takdir kılınmıştır. İki hafta önce adı geçen kişi yine gelerek, Tokat ve civarındaki hain kişilere yakışır şekildeki hareketlere, milli kuvvetler ile de karşılık verdiklerinden, bunların engellenmesi konusunda çete oluşturulması için, yüce emrinizi anlattı. Bazı tekliflerde bulundu. Mümkün mertebe orada hizmetlerde bulunmak ve yardım etmek hususunda adamlarımıza telgraf verilmesini … (kopmuş) şimdi tedavi altında bulunduğum ve iki hafta zarfında, çocuklardan üç tanesinin ölmesi toplumun bilgisi ve şahitliği dahilindedir. Böyle olduğu halde menfaat ve şahsi arzular uğrunda bazı suçlamalarla hak ve hakikate aykırı olarak, yapılacak müracaatların yüce şahsınız nezdinde kabul görmeyeceğinden emin olduğumdan, olduğu gibi arz etmeğe cesaret ederek yüce emirlerinize iletirim efendim…”

Cemalettin Çelebi, “Tokat ve civarındaki hain kişiler”le kim veya kimleri kastediyor acaba? Mustafa Kemal’a destek vermeyen Alevileri mi, “Rum vatan hainleri”ni mi, “Rum eşkıyaları” mı veya Rum vatan hainleriyle ve Rum eşkıyalarla işbirliği yapan kendi Dergah mensuplarını mı kastediyor? Cemalettin Çelebi neden “Tokat ve civarındaki hain kişiler” ifadesini kullanıyor? “Tokat ve civarındaki hain kişiler” Cemalettin Çelebi’ye karşı mı ihanet etmişlerdir yoksa Mustafa Kemal’a mı? Yukarıda da i fade ettiğimiz gibi Cemalettin Çelebi’nin “Hain kişiler” vurgusu da İNSANLIKLA BAĞDAŞMAZ!

Aslında Cemalettin Çelebi’nin “Tokat ve civarındaki hain kişiler”le kim veya kimleri kastettiğini anlamak için kahin olmaya da gerek yok.

Neden?

Çünkü aynı bakış açısı Cemalettin Çelebi’nin yayınladığı 1920 Ocak tarihli genelgede de vardı anımsanacağı üzere.

Cemalettin Çelebi yayınladığı genelge de “Rum vatan hainleri” diyordu.

Bu belgede ise “Tokat ve civarındaki hain kişiler” diyor.

Bu vurgular İNSANLIKLA ÖRTÜŞÜR MÜ?

17 Temmuz 1920 tarihini taşıyan belgede TBMM Reisi Mustafa Kemal, Hacı Bektaş Dergahı Postnişini ve Türbedarı Salih Niyazi Baba’ya şu cevapla yanıt verir:

“… Sadık Vicdani beyin ailesinin hıyanet sebepleri doğal olarak emniyete alınıp sağlanır. Adı geçen hakkında uygulanmakta olan kanuni işlemlerin, gelişme sürecinin devamı gereklidir efendim.”

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal’ın verdiği yanıtlar da içerik olarak aynıdır.

Son olarak biz sadece şunu eklemek istiyoruz.

İktidar mücadelesinde durumlar anlık değerlendirmelere tabidir. Bu bakımdan kimin niye açığa düştüğü belirsiz olur. Sadık Vicdani ve ailesinin durumu da budur…

Gerek Cemalettin Çelebi’nin ve gerekse de Salih Niyazi’nin Rumları, Sadık Vicdani’nin ailesini ve “Tokat ve civarındaki kişiler”i kastederek ifade ettiği vurguların deşifre edilerek eleştirilip mahkum edilmesi ise İNSANLIĞIN GEREĞİDİR…

 

KAYNAKÇA

 

  1. Genelkurmay Başkanlığı Türk İstiklal Harbi 6. Cilt İç Ayaklanmalar (1919 – 1921)Sayfa 93
  2. http://unyezile.com/zileisyan1.htm
  3. Kenan Esengin Milli Mücadelede Ayaklanmalar Sayfa 160
  4. http://www.biligbitig.com/2014/06/anzavur-isyanlar-srasnda-dokulen-turk.html
  5. https://www.researchgate.net/publication/27568641_ATATURK_VE_KIRSEHIR_1919-1938
  6. http://www.kamanakhaber.com/makale/yasar-sahin/-milli-mucadele-yolunda-kirsehir-kuvva-yi-milliyecileri/65.html
  7. http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-57/milli-mucadele-doneminde-erbaa
  8. Baki Yaşa Altınok Çelebi Cemaleddin İle Veliyeddin Efendilerin Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal Hakkında Anadolu Alevilerine Yayınladığı Beyannameler
  9. * Raymond Kevorkian Ermeni Soykırımı Sayfa 635

10) Belgelerin orijinalleri kişisel arşivimizdedir.