Mavri Thalassa

PONTOS RUM SOYKIRIMINI MÜSLÜMAN(LAŞTIRILMIŞ) RUM/HELENLER ANLATIYOR

Bundan 99 yıl önce 19 Mayıs 1919”da Samsun’a çıktığında ilk olarak çete reisi Topal Osman ile görüşerek Karadeniz’in Rumlardan temizlenmesini, iz bile bırakılmamasını isteyen Mustafa Kemal başaramadı.
353 bin insanın katledilmesi, 200 bine yakın Ortodoks Rumun 3 bin yıllık topraklarından sürgün edilmesi, geride kalan Müslüman Rumlara hafızasız, kimliksiz bir hayat dayatılması gerçeği 100 yıl sonra olsa bile ortaya çıkıyor.
Artık Pontos Rum soykırımını bugünkü Türkiye’nin Karadeniz adı verilen coğrafyasında yaşayan Müslüman(laştırılmış) Rum/Helenlerin evlatları anlatıyor.
Hafızalar silinmek istendi, iz bile bırakılmasın, dünü hatırlamasınlar dendi.
Ancak başaramadılar.
2009’dan bu yana Pontos Rum Soykırımı, Mübadele ve Müslüman(laştırılmış) Helenler/Rumlar hakkında yayın yapan Devrimci Karadeniz, resmi tarihin yalanlarına karşı gerçekleri anlatmaya çalışan Pontoslu Müslüman(laştırılmış) Rum/Helenlerin torunlarından oluşan yazarlarıyla 100 yıl sonra Pontos’un karanlık geçmişine ışık tutuyor.
Soykırımın 99. yıldönümü olan 19 Mayıs 2018 tarihinde Müslüman(laştırılmış) Rum/Helenler’den Trabzonlu gazeteci Türkan Balaban Almanya’nın Stuttgart şehrinde, Trabzonlu yazar Tamer Çilingir ise Yunanistan’ın Selanik şehrinde ana konuşmacı oldukları etkinliklerde seslerini yükselttiler.
İki etkinlikteki konuşmalarda öne çıkan en önemli nokta, soykırımın hem uluslararası platformlarda dile getirilmesi ama en önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’nin soykırımına ilişkin yapması gerekenlerin anlatılmasıydı.
Konuşmalarda Bir yandan 1914-1923 yılları arasında hayatını kaybeden 353 bin Pontoslu Rum/Helen’in Mustafa Kemal’in önderliğinde nasıl gerçekleştiği anlatıldı. 1923 yılında imzalanan Mübadele anlaşmasının tarafı olan Yunanistan tarafının da eleştirildiği konuşmalarda SYRIZA iktidarı bakanlarından Filis’in soykırıma ilişkin ‘soykırım olmamıştır’ sözleri eleştirildi.
Ancak en önemlisi bugüne kadar dile getirilmeyen geride kalan Müslüman(laştırılmış) Rum/Helenlerin yüz yıl boyunca yaşadıklarının aktarılmasıydı.

STUTTGART 19 MAYIS 2018 TÜRKAN BALABAN
Baden-Württemberg Pontos Rumları Derneği’nin düzenlediği anma etkinliklerine yüzlerce kişi katıldı. Türkiye’den Devrimci Karadeniz, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) ile HDK Avrupa’nın pankartlarıyla yer aldığı yürüyüşte Stuttgart”taki Pontoslu Rumlar da soykırımı kınayan pankartlar açtılar. Anmaya Soykırım Karşıtları Derneği üyeleri de katıldı.
Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yannis Vasilis Yaylalı’nın serbest bırakılmasının istendiği bir pankartı ellerinde beyaz ve kırmızı karanfilleriyle genç kadınlar taşıdı.
Yürüyüşün önünde yer alan kemençe sanatçıları Pontos Rumlarının ağıtlarını çalarken, onlara Pontiyaka/Romeyika sözlerle gençler eşlik etti.
Anmada konuşan gazeteci Türkan Balaban, Pontos Rum soykırımının üç alanda yaşandığını ifade ederek bu durumu şöyle açıkladı:

’’Osmanlı döneminde İttihat ve Terakki’nin, ardından da Mustafa Kemal Hükümeti’nin vahşice katliamlarıyla yok oldu onbinlerce yüreği Pontos, sevdası Pontos, adı Pontos Rumu… 19 Mayıs 1919’da Samsun’da atılan adımla büyük soykırımın son etabıyla başlayan ve 1923’e kadar devam eden süreçte 353 bin can katledilerek Karadeniz kana bulandı… Pontos o koca ‘kara deniz’, kırmızıya boyandı… Çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu büyük bir soykırıma sahne oldu. Çünkü nereden bakarsanız bakın yazıyla üçyüzelliüç bin, rakamla 353.000 çocuğundan yaşlısına, erkeğinden kadınına insandı, hayattı bu topraklarda solan, kaybolan, yok olan… Ölüm yürüyüşlerinde açlıktan, susuzluktan, dayaktan, zulümden öldüler. Kalanlara ise ‘hafızasız’ bir hayat dayatıldı.

Pontos Rum soykırımının asıl kurbanı özellikle kadınlardı

Soykırımı yıllarında Pontoslu Rum kadınlar Müslüman erkeklerin hedefindeydi. Sadece öldürmek değildi amaçlanan. Sadece kadınların fiziksel zayıflığından yararlanmak değildi hedef alınan. Kadın doğurgandı. Hayatın devamıydı. Bu yüzden de kadınlar cinsel anlamda da saldırılara uğradılar. Amaçlanan kadınların varlığını öldürmek, aşağılamak ve küçük düşürmekti ve kiliselerde bile bunu yapmaktan çekinmiyorlardı.

Kim şanslıydı? Tecavüze uğrayarak, kiliselerde diri diri yakılarak öldürülenler mi, hayatta kalarak son nefeslerini verinceye kadar yıllarca başka bir dinde, sevmedikleri bir erkeğin tecavüzüne uğrayarak, sevmedikleri bir hayatı yaşamaya zorlananlar mı? Yüzlerce kadın Müslüman olmaya zorlandı. Erkeklerin haremlerine kapatıldı. Çocuklarından ayrı düştüler. Eşlerinin, babalarının, kardeşlerinin katledilişlerine tanık oldular.

Ancak Pontos kadınları bu kadar ölüme rağmen korkmadı, direnenlerin saflarında yer almayı tercih ettiler. Silahlarını kuşandılar, erkek kıyafetleri giydiler ve dağa çıktılar. Küçük çocuklarını sırtlarına bağlayıp savaştılar. Ne Topal Osman ve adamları ne de Merkez Ordusu askerleri; erkeklerle mi, yoksa kadınlarla mı savaştıklarını biliyordu. Sevdiklerinin ölümü onları korkutmak yerine, eşi benzeri olmayan cesaret ve fedakarlıkla ateşledi.

Pontoslu Rumlar soykırımı üç alanda yaşadılar.

Katledildiler. 353 bin insan mezarları bile olmadan vahşice katledildi, yok edildi.
Sürgün edildiler. 189 bin insan binlerce yıllık topraklarından Pontos’tan bambaşka ülkelere yollandı.
Ve geride kalanlar. Kimliklerini kaybettiler.
Topraklarından gitmek istemeyenlere zorla Müslümanlığı ve Türklüğü kabul etmeleri dayatıldı. Yaşamak için Türklüğü ve Müslümanlığı kabul edenler asimilasyonun en ağırını yaşadılar. Rumluklarından, dinlerinden, dillerinden vazgeçtiler.
Bugünün Türkiyesinde Karadeniz adı verilen coğrafyada Rumluğunu, dilini kaybetmiş binlerce insan yaşıyor.
Ben onlardan biriyim. Bugün burada Müslümanlaştırılmış Rum ailelerin bir evladı olarak konuşuyorum.
Türkiye’de yaşayan benim gibi binlerce Rumun başka bir etnik kimlik altında yaşamını sürdürmek zorunda kalması soykırımın bugün devam ettiğini gösteriyor.

Biz büyük bir aileyiz ve paramparça edilmek, yok edilmek istendik.
Ama başaramadılar. Yok edemediler.
Çünkü her şeye rağmen bugün Pontos’ta Rum kimliğini arayan, sahip çıkmaya çalışan insanlar gün geçtikçe çoğalıyor.
Ama burada konuşuyor olmam, onların başaramadıklarının göstergesidir.
Bizim sesimiz başaramadıklarının göstergesidir.
Bu yüzden hala buradayız diyoruz.
Hala buradayız.
Pontos Rum soykırımında hayatını kaybeden 353 bin insana selam olsun.
Anton Paşalara, Koca Anastaslara, Eleni Çavuşlara selam olsun.’’

SELANİK 19 MAYIS 2018 TAMER ÇİLİNGİR
Pontos Rum Soykırımı’nın yüzüncü yılına bir kala, Yunanistan’da örgütlü olan Pontos kurumları  20 yıl sonra ilk kez ortak etkinlik kararı aldılar. Yunanistan Pontos Helenleri Federasyonu (POE), Yunanistan Pontos Helen Dernekleri Federasyonu (POPS) ve Eski SSCB’den Pontos Helenleri Konfederasyonu (POSEP) aldıkları ortak kararla Selanik’te Ayasofya Meydanı’nda düzenlenen etkinliğe Pontoslu aktivist, araştırmacı yazar, politik sürgün ve aynı zamanda Türkçe yayınlanan Pontos Gerçeği kitabının yazarı Tamer Çilingir’i konuşmacı olarak davet ettiler. 5 Bin kişinin katıldığı etkinlikte Tamer Çilngir’in konuşmasının ardından Türkiye Konsolosluğunun önüne kadar süren bir yürüyüş gerçekleştirildi. Tamer Çilingir  konuşmasında şunları söyledi:

’’Selam olsun Pontos dağlarında, Nebyan’da, Santa’da direniş destanları yazan yiğit Pontoslu Helenlerin torunlarına.
Unutmadık okullarda, kiliselerde, evlerde insanlarımızı diri diri yakanları
Unutmadık kadın, erkek, çocuk ayırmaksızın binlercemizi mağaralara doldurup dumanla boğanları
Unutmadık kadınlara, küçük kızlara tecavüz edenleri, onları kendi haremlerine alanları
Mezarları dahi olmayan 353 bin Pontoslu Helen’i unutmadık.
Binlerce yıldır yaşadıkları yurtlarından sürgün edilen 200 bin Pontoslu Helen’i unutmadık, unutmayacağız.
19 Mayıs’ta Samsun’a gidip soykırım emrini veren Mustafa Kemal’i de unutmadık.
Soykırımın uygulayıcısı çeteleri; Topal Osman’ı, İpsiz Recep’i unutmadık.
Soykırımcı Merkez Ordusunu ve komutanı Nurettin Paşa’yı unutmadık.
100 yıl boyunca soykırımı ve Helen ulusunun Pontos’taki varlığını inkar eden cumhuriyet hükümetlerini unutmadık.
Ama 1923 yılında bu suçu işleyenlerle işbirliği yapıp mübadele anlaşmasını imzalayanları da unutmadık, bugün Yunanistan’da iktidar olan partinin bakanının ‘soykırım olmamıştır’ sözlerini de unutmayacağız.

Pontos’ta acılar üç değişik biçimde yaşandı.
Birincisi 1914 ile 1923 yılları arasında hayatını kaybeden 353 bin insanımızın yaşadıkları idi.
İkincisi binlerce yıllık yurtlarından Lozan’da 1923 yılında imzalanan ‘Mübadele Anlaşması’ ile sürgün edilen, sizlerin ninelerinizin, dedelerinizin ve onların çocukları ve torunlarının yaşadıkları idi.
Üçüncüsünü ise biz geride kalanlar yaşadık. Soykırımdan çok önce ve soykırım sürecinde Müslümanlığa zorlanmış Pontoslu Helenler, yani benim ninelerim, dedelerim korkuları yüzünden olan bitenleri içlerine attılar. Çocuklarına ve torunlarına hiçbir şey anlatmadılar. Hatta birçoğu yalan hikayeler uydurdular. Kendilerini düşman görenlere kendilerini ispat etmek nasıl da zor bir şeydir. Ana dili Pontiaka olan çocuklar Türkçe bilmiyor diye okullarda işkence görüp dayak yedikçe, anne ve babalar Pontiaka dilini çocuklarının yanında konuşmaz oldular.
100 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kendilerini ispat etmeye çalıştılar, yaşamak için. En iyi Müslüman, en iyi Türk olduklarını ispat etmek adeta Pontosluların toplumsal davranış biçimine dönüştü.  Türk milliyetçiliğine, Müslümanlığa sarıldılar.
Ama bütün bunlara rağmen Türkiye Cumhuriyeti onlara hep ‘öteki’ olarak baktı. Osmanlı döneminin sonlarına doğru Pontos’taki ekonomik ve sosyal yaşam cumhuriyetle birlikte tamamen geriledi. Hiçbir yatırım yapılmadı. Bir zamanlar dünyanın en önemli ticaret limanları olan Samsun’a, Trabzon’a gemi yanaşmaz oldu.
Pontoslular açlığa mahkum edildiler. Bu yüzden on binlercesi 1960’lı yıllarda çalışmak için büyük şehirlere ve  Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı.
Dinimizi, dilimizi, isimlerimizi değiştirdiler.
Şarkılarımızı, ağıtlarımızı Türkçe sözler yazarak değiştirdiler. 1928 yılında ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ adlı kampanyalar düzenlendi. Sokakta Rumca konuşanlar dövüldü, işkencelerden geçirildi, bazı ilçelerde para cezalarına çarptırıldı.
Ve sık sık hatırlattılar bize Helen olduğumuzu. ‘Rum piçi’, ‘Rum dönmesi’ gibi küfürler ağızlarından hiç düşmedi. Öyle ki roman yazarları, şairler Rum kadınlarını ‘fahişe’ olarak anlattılar romanlarında ve şiirlerinde.
Burunlarımızla dalga geçtiler. Anadili Pontiaka olanların Türkçe aksanları ünlü Türk filmlerinde hep ‘komik’, ‘gülünecek’ sahneler olarak yer aldı. Aptal fıkralar uydurdular hakkımızda ve adına Karadeniz / Pontos fıkraları dediler. Bu fıkralarda hep küçük düşürüldü , dalga geçildi Pontoslular ile.
Siz Rum musunuz? sorusu ile gittikleri başka şehirlerde hep karşılaştı Pontoslu Helenler?
Bundan birkaç yıl önce devletin etnik kimliklere ilişkin fişleme yaptığı ortaya çıktığında, Rum/Helenlerin 1 numara ile kayıtlı olduğunu öğrendik. 2 Numara Ermeniler, 3 Numara Yahudilerdi. Devlet, Ankara’da gizli olarak 100 yıldır kayıt tutuyor ve daha önce Müslümanlığa geçmiş olan aileleri ve onların çocuklarını fişliyordu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Müslüman olmuş, hatta Türk milliyetçiliği yapan Pontoslu Müslüman Helenlere hala güvenmemektedir. Bir gün gerçeği öğrenirlerse, ayağa kalkacakları korkusuyla yaşamaktadır yüz yıldır.
Bir örnekle devam etmek istiyorum. 1990’lı yıllarda Selanik’teki bir lise ile Trabzon Lisesi arasında bir gezi düşünülür. Selanik’teki öğrenciler Trabzon’a gidecek bir süre orada kalacak, Trabzon Lisesi öğrencileri ise Selanik’e gidecek bir süre orada kalacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu talebe evet der ama bir şartla; ‘Trabzon Lisesi değil, Ankara’dan bir lise olabilir’ der.
Bir başka acı örnek vereyim. 1979 yılında Pontos’ta bir ilçede; Fatsa’da sosyalistler yerel yönetimde iktidar olurlar. Fatsa’ya ‘kurtarılmış bölge’ adı verilir o yıllarda. 12 Eylül 1980 yılında Türkiye’de Cunta yönetime geldiğinde ilk önce burayı dağıtır, birçok insan öldürülür, işkencelerden geçer, on yıllarca hapis yatar. Cuntacı subaylar ‘Pontos Cumhuriyeti’ni kurdurmayacağız’ diye tehdit ederler insanları. Oradaki sosyalistlerin Pontos’tan, soykırımdan haberleri bile yoktur ama devlet Pontos korkusunu bir kez daha dile getirir.

İşte ben ve arkadaşlarım yüz yıl sonra onların bu korkularını kabusa çevirmek için, günümüzü gecemize kattık, Pontos’un dört bir yanına yüz yıl önce yaşanan gerçekleri ve tarihimizi anlatmaya çalışıyoruz.
Pontos ve Küçük Asya’da yaşanan soykırımın ardından Türkiye Cumhuriyeti, kanlarımız, canlarımız ve mallarımız üzerine kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan itibaren suçludur.
Ermeni, Süryani ve Helenlere karşı işlediği soykırım suçlarının ardından cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte sıra diğer Müslüman uluslara ve diğer mezheplere gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, parlamentosunda alacağı bir kararla soykırım suçunu kabul edip, özür dilemelidir.
Milyon kez özür dilense ne olur? Bu özrün geçerli olabilmesi şunlar yapılmalıdır:
Soykırım suçlularının adlarının verildiği sokak, meydan, okul isimleri değiştirilmeli, heykelleri yıkılmalıdır.
Soykırım suçluları ve soykırım zengini aileler teşhir edilmelidir.
Katledilen ve mezarsız olan 353 bin Pontoslu Helen için Pontos’un bütün şehir ve kasabalarında soykırım anıtları oluşturulmalı ve soykırım hafızası canlı tutulmalıdır.
Mübadele Anlaşması ile sürgün edilenlerin yakınlarına geri dönme olanakları sağlanmalıdır.
El konulan ev, bağ, bahçe, arazilerden oluşan tüm mal varlığı geri verilmelidir.
Geride kalan ve camilere dönüştürülmüş kiliseler, okullar, binalar onarılmalı ve gerçek sahiplerine geri verilmelidir.
Soykırım ve mübadele mağdurlarına karşı işlenen suçlar cezalandırılmalı ve 100 yıllık faiziyle birlikte soykırım ve mübadele mağdurlarının yakınlarına tazminat ödenmelidir.
Bugün Pontos coğrafyasında yaşayan Pontosluların anadillerini konuşabilmelerinin, anadili Rumca olmayıp da bu dili öğrenmek isteyenlerin önleri açılmalı koşullar sağlanmalıdır.
İnançlar üzerindeki baskılara son verilmelidir; isteyen istediği inanca sahip olabilmeli, camilerin dışında kiliselerin faaliyetlerine de aynı oranda izin verilmelidir.
Bütün arşivler açılmalı ve tüm tarihçilerin ve araştırmacıların kullanımına sunulmalıdır.
Ve güncel olarak, Türkiye haishanelerinde rehin tutulan Angelos Mitretodis, Dimitris Kouklazis ve Yannis Vasilis Yaylalı derhal serbest bırakılmalıdır.
Bugün burada toplanan herkese, özellikle ortak hareket etme  kararı alan Federasyonlara teşekkür ederim.
Müslümanlaştırılmış Helenlerin çocukları, torunları olarak ben ve arkadaşlarım hepinize, kültürümüzü, tarihimizi ve yüz yıl önce yaşadıklarınızı bugüne kadar taşıdığınız için teşekkür ederiz.
Biz büyük bir aileyiz, bugün Yunanistan’da, Avrupa’da ve dünyanın birçok şehrinde sürgün olarak yaşasanız da, sizin yurdunuz Pontos’tur. Biz geride kalanlar  dilimiz, dinimiz, isimlerimiz değiştirilmiş olsa da Heleniz. Bizi birbirimizden ayıramadılar gördüğünüz gibi.
Trajik ve çok acı olsa da, bugün biri Müslüman Türk vatandaşı, diğeri Ortodoks Hristiyan Yunanistan vatandaşı kuzenler birbirlerine kavuşuyorlar.
Mustafa Kemal 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığında Topal Osman’a ‘İz bırakma’ talimatı verdiğinde izimizi o topraklardan sileceğini sanmıştı.
İşte bugünkü buluşmamız bunun başarılamadığının göstergesidir.
Bugünden sonra birbirimize daha yakın olacağımız inancıyla hepinizi saygıyla selamlıyorum

Kazanacağız! Mutlaka kazanacağız!
Pontos toprakları er ya da geç özgür olacak!’

-*2009’dan bu yana Pontos Rum Soykırımı, Mübadele ve Müslüman(laştırılmış) Helenler/Rumlar hakkında yayın yapan devrimcikaradeniz.com’un Türkiye’den erişiminin engellenmesinin ardından yayına mavrithalassa.com adıyla devam ediliyor.