Mavri Thalassa

PONTOS’UN GERÇEK TARİHİ KONUŞULUYOR

Pontos Gerçeği kitabıyla 1914-1923 yılları arasında Karadeniz’de yaşanan katliam ve sürgünleri anlatan araştırmacı yazar Tamer Çilingir, İsviçre’nin Başkenti Bern’de bir kitap tanıtımı ve imza günü düzenledi.

Tamer Çilingir, kitap tanıtımı sırasında yaptığı sunumda Pontos’ta hangi halkların yaşadığı, Helenlerin Karadeniz’e  gidişleri, bugün dahi konuşulan binlerce yıllık anadili Romeyika, Pontoslu Rumların 3 bin yıllık topraklarından sürgün edilmek istenmesinin nedenleri, Mustafa Kemal’in İngilizlerin vizesiyle Samsun’a nasıl gittiği, Topal Osman adlı çete reisiyle ilk görüşmesi, Merkez Ordusu’nun neden Yunan cephesinde değil de Karadeniz’de kurulduğu ve Pontos Rumlarına karşı savaştığı gibi konularda bilgi verdi.

Çilingir, Abdülhamid döneminden başlayarak İttihat ve Terakki ile devam eden ve Mustafa Kemal döneminde sonlanan bir “tek bir ulus, tek bir din’li devlet yaratma planının son aşamasında Pontoslu Rumların soykırımına uğradığını söyledi.

YUNANLARIN İZMİR”E ÇIKMASI SOYKIRIMINA MEŞRULUK ZEMİNİ OLUŞTURDU

Tamer Çilingir, 1.Paylaşım Savaşı”nın ardından Almanya ile aynı safta yer alan Osmanlı’nın yenilgisiyle birlikte Mustafa Kemal’in üçüncü etabı başlattığına dikkat çekerek, “Yunanların İzmir’e çıkmasıyla birlikte İttihat ve Terakki’nin planı olan “Anadolu’yu Hristiyanlardan temizleme operasyonu”nun devamının, yani yani Rumların tehcir ve soykırımı aşamasına meşruluk zemini oluşturulmuştur” dedi.

Tamer Çilingir, şu sorulara resmi tarihçiler tarafından hiç yanıt verilmediğine de dikkat çekti:

1-Resmi tarihe göre İngilizler tarafından tehlikeli görülen yüksek rütbeli Kemalist subaylara neden Samsun vizesi verilmiştir?

2-Resmi tarihe göre padişah ve İstanbul Hükümeti nezdinde vatan haini olan Kemalistlerin Samsun’a gidişi Padişah ve özellikle de Meclis-i Vükela yani İstanbul Hükümeti tarafından neden onaylanmıştır?

3-Yunanların İzmir’e çıkarılması acaba İngilizlerin bilinçli bir politikası mıdır? Çünkü bu durumda ‘Anadolu’daki Rumlar böyle bir savaşta Yunanların yanında yer alacaktır’ yargısıyla ve tabii propagandasıyla Kemalistlerin Anadolu’daki bütün Rumlara karşı soykırımı ve sürgün politikaları meşru bir zemin kazanacaktır.

4-Askeri olarak hiçbir gücü olmayan, ordusu dağıtılmış, İnilizlere karşı karşı tek kurşun atmadıkları halde yedi düvele karşı anti-emperyalist kurtuluş savaşı verdiğini iddia eden Kemalistler, Sevr’e karşı Lozan’ı nasıl kabul ettirmişlerdir?

SAMSUN’A GİDİŞ VİZESİNİ İNGİLİZLER BİZZAT VERDİ

19 Mayıs 1919’un Mustafa Kemal’in emperyalizme karşı savaşmak  ve ‘Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için padişahtan ve İngilizlerden gizli Samsun’a geçtiğine resmi tarihte yer verildiğini söyleyen Çilingir, birçok belgede Mustafa Kemal’in hem padişahın izni hem de İngilizlerin vizesiyle Samsun’a gittiğinin ortaya çıkarıldığını söyledi. Çilingir şöyle konuştu:

“Samsun’a gidecek olan sadece Mustafa Kemal değildir. Mustafa Kemal’in yanı sıra 34 kişiye daha İngilizler tarafından Samsun’a gidiş vizesi verilmiştir. İstanbul’da 1919’da İngili Karargahında istihbarat subayı olarak görevli yüzbaşı Bennett, Mustafa Kemal ve ekibinin İstanbul’dan ayrılıp Samsun’a gitmesi için vizeyi veren kişidir. Yüzbaşı Bennett, Nezih Uzel’in ‘Atatürk’e vizeyi nasıl verdim’ adlı kitabında da bu vizeyi kaç kişiye, nasıl verdiğinin hikayesini anlatır. Bennett, 35 üst düzey subayın Samsun’a geçişine izin verilmemesi gerektiğini İngiliz Başkomiserliğine ilettiğini ancak ‘Mustafa Kemal gitsin ve ne lazımsa yapsın’ yanıtını aldığını anlatır. Bennett, şaşkınlığını ‘Yunan işgali bile henüz başlamamıştı, ben anladım ki orada bir heyecan var, anladım ki yani bir şey var’ sözleriyle anlatır.

MECLİS’TE KONUŞULDU, TUTANAKLAR GÖRÜLMÜYOR

Gerçeklerin TBMM Gizli Tutanakları okunduğunda bile rahatça görülebildiğini söyleyen Çilingir, “O dönem Meclis oturumlarında milletvekilleri Pontos’ta yaşanan katliamları, yağmayı ve sürgünleri konuşmuşlar. Ancak 100 yıldır bu konu hiç gündeme getirilmedi. Oysa Meclis tutanakları tarandığında bile başka bir belgeye ihtiyaç duyulmaksızın yaşanan acı ve soykırımı ortaya çıkıyor’ diye konuştu. Çilingir, milletvekillerinin konuşmalarından şu örnekleri verdi:

“21 Ağustos 1922

Hakkı Hami Bey (Sinop): Tehcirlerden dolayı yüzümüzdeki utanç lekesi ebediyen silinmeyecek.

Yahya Galip Bey (Kırşehir): Pontosluların techir edilmesi adı altında köylerdeki yaşamı, mal ve mülkü ortadan kaldırdılar

Selahattin Bey (Mersin): Acaba hangi ulusun tarihinde katliamlarla onur duyulur ve övünülür?

Osman Bey (Kayseri): Bu yağmaya ve yıkıma dönük bir politikadır.

24 Ağustos 1923

Ziya Hurşit (Lazistan): Pontus köylerinin yanmasına ve Pontosçuların dağa çıkmasına rağmen Pontus ocağını Hükümet söndürememiştir.

Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip): Pontos meselesini ortadan kaldırmaya gidenler yağmayla keselerini dolduruyor.

Şeref Bey (Edirne Milletvekili): Dünyaya bu yaptıklarımızdan dolayı hesap vereceğiz.

Mustafa Sabri Bey  (Siirt): Öldüreceğiz ya. Tohumluk diye mi besleyeceğiz?»

 

BUGÜN TÜRKİYE’DE MÜSLÜMANLAŞTIRILMIŞ RUMLAR YAŞIYOR

Kitabında belgeleriyle Samsun, Amasya’dan Rize, Gümüşhane ve Trabzon’a kadar olan bölgede 353 bin Rumun nasıl katledildiğini ve 1924 yılındaki mübadeleyle de Hristiyan Rumların topraklarından koparıldıklarını ortaya koyduğunu ifade eden Çilingir şunları söyledi:

“Amele taburlarında kırıldılar, ölüm yürüyüşlerinde öldürüldüler, kiliselerde yakıldılar, dağlarda kurşunlandılar, derelere atıldılar. Aileler parçalandı. İnsanlar öldü, binlercesinin bir mezarı bile olmadı. Kalanlar ise Müslüman ve Türk olmayı kabul edip hayatlarına devam etti. Bugün hala Karadeniz’de Müslümanlaştırılmış Rumlar yaşıyor. Kimi hala anadili gibi Rumcayı konuşuyor, kimi Türkçe konuşarak hayatlarına devam ediyor. Bugün ‘Temel fıkraları’na konu edilerek komikleştirilip aptal yerine konan, aşağılanan, şivesiyle, burnuyla alay edilen, özellikle Trabzon çevresinde hâlâ Rumca konuşanlara “bu dili nerden öğrendiniz’ soruları sorulan bu insanlara hâlâ kendilerine güvenilmediği hatırlatılarak ötekileştirilmeye devam etmektedir. İşte bu nedenle adeta bir toplumsal reflekse dönüşen ‘en iyi Türk biziz’, ‘en iyi Müslüman biziz’ diyerek kendilerini hâlâ egemenlere kabul ettirmek içim yaşam mücadelesini sürdürmektedirler yüz yıldır. Bu yüzden kontrgerilla ve Milliyetçi-Müslüman Türk çeteleri Karadeniz’de çocuklardan katiller yaratma becerisine sahip olabilmiştir.”

Karadeniz’de 100 yıl önceki hayata ilişkin fotoğraflarla örnekler de veren Çilingir, “20. yüzyıla gelindiğinde dünya çapında okullara, entelektüellere, aydınlara, doktorlara, mühendislere, eczacıya, sanatçıya, zanaatkara sahip idi bu topraklar. Hepsini soykırımı süreciyle yok edenler, cahillikten şikayet ediyor ne tuhaf. Pontos şehirleri opera binaları, tiyatrolarla dolu idi. 1890 yılında Trabzon Filarmoni Orkestrası şarkılar söylüyordu. Muhteşem bir Opera binası 1912 yılında Rumlar tarafından Trabzon’da inşa edilmişti. Neredeyse her sokağından piyano sesi gelen Trabzon’da 1915 yılında Le Figaro gazetesinin 150 abonesi var. Golf oynanıyor, kriket oynanıyor Trabzon’da 1914 yılında. Bugün İstanbul’da kaç kişi bilir acaba kriketin ne olduğunu ya da oynar” dedi.

(27 Şubat 2017)