Mavri Thalassa

SELANİK’TEN TRABZON’A KÖPRÜ: BİZİ NİYE AYIRDINIZ?

Türkan Balaban

“Gözlerim doldu düşünüp ağlayacağım
Bütün dünyaya yüreğimin dertlerini söyleyeceğim

Yüreğimin kapısı dertlerden kapandı
El alemin kapısında dilenci gibi dileniyorum

Birçok şehir ve memleket gezdim dolaştım
Ama dünyada senin gibi görmedim Trabzon

Köyüm yaylalarım tekrar aklıma geldiler
Annemi, babamı ve dağları özledim”

 

Kentler üzerine yazılan ne çok halk şarkısı vardır bu memlekette… Trabzon değildir elbet bir tek üzerine hasretlik çekilen…

İçinde yaşayan çok anlamaz da, gidemeyen suyundan bir demli çayından içemeyen, bir avuç fındığını gafulundan toplayamayan içerler bu duruma…

Trabzonlular dik duruşludur ya, hele de erkekleri… Kimsenin yanında belli etmek istemezler ama eğer ki o memleket çok uzakta kalmışsa, hayali bile hayal olmuşsa artık… Bir sızı kaplar içlerini…

İşte bu sızılardan biridir yukardaki cümleler…

Hasretlik kokan topraklarımıza, memlekete dair bir sesleniştir…

Söz ve müziği Adem Eskiz’e ait Egomothane T’ommatia’m (Gözlerim Doldu) adlı bu halk şarkısı, ona eşlik eden 24 Karadeniz şarkısıyla birlikte yer aldığı bu albüm de memlekete bir sesleniştir aslında…

Uzak diyarlardan Selanik’ten Trabzon’a… Sanki bir KÖPRÜ olmuştur…album2

Yapımcılığını Güvercin Müzik’in yaptığı, Adem Ekiz’in söz, müzik ve kemençesiyle var ettiği Selanik’ten Trabzon’a KÖPRÜ adlı albüm böylesine önemli bir misyonu üstlenir…

Yine Filippos Kesapidis (kemençe), Kostas Theodosiadis, Aleksis Parharidis, Giannis Vasiliadis’in de müzik ve seslendirmeleriyle katkıda bulunduğu albümde Bahattin Çamurali’nin “Trabzon’un üstüne (Sin Trapezuntan Apan) ile Nikos Papavramidis’in (Tin Trapezuntan Elasta (Trabzon’u Gezdim) adlı iki şarkısına da yer verilmiş… Albümün senaristliğini ise Nikos Mihailidis yapmış… Prof. Dr. Konstantinos Fotiadis’in arşivindeki fotoğraflarının yer aldığı albümün tasarımı ise Zafer Başaran’a ait.

Kemençenin baş enstrüman olduğu bu albümde Trabzon’a, bir memlekete duyulan hasret şarkılarını dinlemek mümkün… Karadeniz’de her türlü baskıya rağmen on yıllardır hiç kesilmeden bazen fısıldanırcasına, bazen de haykırırcasına konuşulan dilde yani Pontos Rumcası yani Romeika ile söylendi üstelik…

kopru

ROMEİKA’YI KADINLAR YAŞATIYOR

Romeika’yı biz biliriz de bilmeyenler için Vahit Tursun albümde bu binlerce yıllık geçmişe sahip dili şöyle anlatıyor:

“Acılı ve sancılı bir o kadar da hoş ve zengin bir dildir Romeika… Anadolu epey bir dil yelpazesine sahiptir. Romeika da bu yelpazenin arasında bir işte… Ne var ki Romeika, diğer dillerden daha yalnız, daha bir köşeye itilmiş gibi.

Hatta daha ötesi, bazılarının konuşurken utandığı bir dil Romeika. İnsan, doğuranı olan annesiyle temasını sağlayan ana dilini konuşmaktan utanabilir mi?

Siyasal ve milliyetçi baskıların bir sonucu istemeden olsa da… Ayrıca, bu dilin eğitimini yüzyıllardır alınmamaktadır. Zoraki ve daha çok kapitalist kültürle haşır neşir olmamış veya olamamış kadınlarımız tarafından bugüne kadar yaşatılabilmiş ve halen yaşatılmaktadır.”

 

DUVARLARI BİLE ÖZLENEN DİYAR…

Katliamlardan kurtulabilen ama buna bile sevinemeden yüreği hasretle, kavuşamamakla kavrulup duran insanların yaktıkları bu halk şarkılarını dinlediğinizde şunu diyor insan: BİZİ NİYE AYIRDINIZ?

Hey gidi Karadeniz…

Evleri, duvarları, yaylaları özlenen Karadeniz… Ulaşabilme, yaşayabilme imkanı olanlar hissedemez diyorlar ya, doğrudur…

Başka topraklarda da bir köye yakılan şarkı var mıdır bilinmez ama siz geleneksel “İmera’mı Özledim” şarkısını dinlediğinizde diyeceksiniz ki “Bu nasıl bir hasretliktir ‘Kale Duvarın olsam ve karşı tarafından sana doğru baksam, tekrar İmera’yı görseydim gönlüm rahatlardı’ diye içlenir bir yürek”… Gümüşhane’nin bir köyü için nasıl bir özlemdir bu çekilen…

Ve diğer özlenen kentler… Trabzon, Gümüşhane, Samsun, Bafra, Rize, Giresun, Amasya, Sinop…

album4

Ah gurbet, zalim gurbet… Aş yok, iş yok, para yok… Hemen her ailede bir gurbete gidenin olduğu Karadeniz’de ne acılar yaşandı, yaşanıyor… Tıpkı Xrisanthos Theodoridis’in söz ve müziğini yazdığı Ksenitia to Farmaki’s adlı şarkıda dendiği gibi:

“Gurbet zehrini çok içen oluyor
Bu zehri yüreklerine bardakla dökenler oluyor
Bir gün geri dönmek çocuklarına ve eşlerine
Tekrar kavuşmak umuduyla hep yaşıyorlar

Gurbetçi ayakların çok ağırlaştı
Çocuklarını da tanımaz olursun
Çünkü onlar artık büyüdü
Eşinin zaten eleminden yarı canı çıktı
Ardık onun hayatı son bulur ve toprağa girer”

album3

GEÇMİŞ AYDINLANDIKÇA GELECEK AYDINLANACAK

Hey gidi Karadeniz… Suları derin deniz…

Geçmişi aydınlattıkça geleceği aydınlanacak olan deniz…

Tıpkı albümdeki Thalassa Karadeniz şarkısında söylendiği gibi… Nikos Mihailidis ve Adem Ekiz’in anonim bir halk müziğine yazdıkları şu sözlerdeki gibi…

“Denizin dibinde çok şeyler saklıdır
Gelip şarkı söylemek istiyorum
Ama dizlerim tutmuyor Thalassa (deniz) Karadeniz 
Söyle içinde saklıyor olduğun nedir
Bana geçmişini söyle, sana geleceğini söyleyeyim

Her zaman yanımda suyundan taşıyorum
Duy sesimi Rumca şarkılar söylüyorum
Sahillerinde kemençe sesi yankılanıyor
Gelip suyunu içmek istiyor bu Rumca bilen delikanlılar”

Belki de bu suları ala bulanmış, karartılmış denizin tekrar mavileşmesi için önemli bir KÖPRÜ olabilir bu albüm…

Albümle ilgili bir fikir sahibi olabilmek için…