Mavri Thalassa

SÜMELA MANASTIRI’NI RÜYALARINDA GÖRÜP İNŞA ETTİLER

Radi Dikici

Keşiş Barnabas ve Sophronios 385 yılı Ocak ayında günlük işlerini tamamladıktan sonra, akşam duasına da katılarak odalarına çekildiler. Barnabas, manastırın kütüphanesinden aldığı çok az sayıda kitaptan özellikle hayran kaldığı bir bölümü okumaktaydı. Meryem Ana’yı ve İsa’nın doğumu. Yavaş yavaş üstüne bir rehavet çöktü, gözleri kapandı ve başı yatağının üstüne düştü. Ne kadar sure geçtiğini anlayamadı ama birden odası bir ışıkla aydınlandı. Karşısında İsa’nın öğrenclerinden Aziz Luka duruyordu. Kollarında üç ikona tutuyordu. Birinde, kucağında İsa’yı taşıyan Meryem Ana resmi vardı.

“Barnabas, bu ikona şu anda Karadeniz kıyısında Trebizond’da (Trabzon) Santa Maria Kilisesi’nde bulunmaktadır. Kalkıp oraya gideceksin. Sana çok zor bir görev veriyorum. Göstereceğim yere bir manastır yapacaksın. Şimdi gözlerini iyi aç ve dikkatle bak.”

Barnabas dik yamacı olan yeşillikler içindeki dağları görünce Aziz Luka sordu:

“Gördün mü?”

“Evet efendimiz.”

“Şimdi sana manastırın tam yerini göstereceğim.”

Birden önünden dağlardan birinin yamacı aydınlandı ve bir süre sonra da manastır şeklini aldı.

“İşte bunu yapacak ve ismini Sumela koyup içine bu ikonayı yerleştireceksin.”

Birden ışıklar söndü ve Aziz Luka gözden kayboldu.

Barnabas yere kapandı. Ona yüce bir görev verilmişti. Gözlerini açtığında bunun rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu bir türlü ayırt etmedi. Ertesi gün bunu başkeşişine anlatmaya karar verdi.

Sabah duasından sonra başkeşişin yanına yanaşarak, “Sizinle çok özel bir konuyu görüşmek istiyorum efendim” dedi.

“Önce Sophronios’la görüşeceğim. Daha sonra seninle,” dedikten sonra yürüyerek kendi odasına gitti.

Barnabas kapının önünde beklemeye başladı. Sophronios çıkınca içeri girdi. Gece gördüklerini baştan başlayarak anlattı. O anlattıkça başkeşişin şaşkınlığı giderek artıyordu. Barnabas sözünü bitirince başkeşiş, “Bana Sophronios’u çağırın,” dedi.

Sophronios içeri girince ikisine de, “Şimdi karşıma oturun ve beni iyi dinleyin. Dün akşam, ikiniz de aynı rüyayı görmüşsünüz. Anlaşıldığı kadarıyla Aziz Luka sizi bir manastır inşa etmek üzere görevlendirmiş. Bunu yerine getirmek zorundasınız. Şimdi yazacağım mektupla Konstantinople’a Patrik Nectarius hazretlerine gideceksiniz. Rüyanızı ona da anlatacaksınız. İmparatorumuzun izni gerekmektedir. Patrik hazretleri bunu sağlar düşüncesindeyim,” dedi.

Ertesi gün Konstantinople’a gitmek üzere yola düştüler…

 

“…Başkeşişin mektubunu okuduğumda çok şaşırdım majesteleri. Tekrar ikisinden gördüklerini ayrı ayrı dinlediğimde ikna oldum. Ayrıca kayıtlarımızı incelediğimde Trebizond (Trabzon)’daki kilisemizde bu ikonanın olduğunu gördüm. Durumu size arz etmek için onları alıp geldim.”

Theodosius bir sure hiç konuşmadı. Anlatılanları düşündüğü belliydi. Sordu.

“Trebizond’a gittiğinde rüyanızda gördüğünüz yeri bulabileceğinize emin misiniz?”

Barbanas cevap verdi.

“Majeste, Aziz Luka bize o yeri o kadar net gösterdi ki karıştırmamız mümkün değil.”

“Patrik hazretleri, böyle hayırlı bir iş için elimden gelen desteği vereceğim. Bunun için yarın Barnabas ve Sophronios, Trebizond Valisi’ne yazacağımız mektubu alsınlar. Kendilerine maddi ve manevi her türlü destek verilecektir. Valilik yapılan çalışmaları takip ederek her altı ayda bir bana rapor göndersin, manastırın yapımını izleyeceğim.”

“Majesteleri din adamlarının emniyetle gitmesi de mühim.”

“Aminos’a (Samsun) düzenli posta seferleri var. Onlarla yola çıksınlar Gerisini Amisis bölgesi yöneticisi halleder. Ben gerekli emirleri veririm.”

Patrik saygıyla imparatorun önünde eğilirken, keşişler yine imparatorun ayaklarına kapandılar.

Üç gün sonra ilgili ofisten imparatorun mektup ve emirnamelerini teslim alan iki keşiş patriğe veda ederek bir hafta sonra yola düştüler.

Üç gün sonra ilgili ofisten imparatorun mektup ve emirnamelerini teslim alan iki keşiş, patriğe veda ederek bir hafta sonra yola düştüler. Önce Amisos’a oradan Trebizond’a varmaları bir buçuk aylarını aldı. Valiyi ziyaret ederek mektup ve emirnameleri teslim ettiler. İmparatorun emri gereğince bir haftalık hazırlıktan sonra yanlarına elle kişi verildi. Gerekli malzemeler arabalara yüklendi ve manastırın yapılacağı yeri bulmak için yola çıktılar.

Sanki onlara bir güç yardım etmekteydi. Sonunda (Bugün Trabzon’un Maçka İlçesi Altındere Köyü yakınındaki) Panagia Deresi’ne ulaştılar. Derenin batı yamacına baktıklarında, rüyalarına giren Mela Tepesi’ni gördüler. Manastırı kuracakları yeri bulmuşlardı. Artık işe başlama zamanıydı. Denizden 1150 metre yükseklikteki kayaları kazarak manastırı kuracaklardı.

Hummalı bir faaliyet başladı. O gün teknolojisiyle kayaları delmek çok zordu. Yılmadılar ve işe koyuldular. İmparatordan gelen emir üzerine hemen, dere kenarına çeşitli barakalardan müteşekkil neredeyse küçük bir şehir kuruldu ve çalışanların sayısı beş yüzü buldu. Dokuz yıl boyunca yapılan çalışmalardan sonra sadece kayaların içinde manastırın bir bölümü hazırlanabilmişti. Ayrıca küçük bir mutfak ve yatma yerleriyle ilk Panagai Sumela (Theotokos Sumela veya Sümela Manastırı) kurulmuş ve din adamları olarak da Barnabas ve Sophronios görevlerine başlamışlardı.

Daha sonra İmparator Jüstinyen (528-565) zamanında doğu seferine çıkan Başkomutan Belisarius manastırı ziyaret etmişti. Yerin yetersizliği yüzünden yaşam şartlarının çok zor olduğunu görünce yaklaşık bin kadar ordu mensubunu görevlendirerek manastırın mutfağını büyütmüş, öğrenci odalarını genişletmiş ve ayrıca bir de misafirlerin kalması için bir bölüm yaptırmıştı. Böylece manastırı değiştirmişti.

Bugünkü şekline ise Trebizond İmparatoru III. Aleksios (1349-1390) ve oğlu III. Manuel (1390-1417) zamanında kavuşmuştur.

Kaynak: Bizans İmparatoru Büyük Theodosius (Remzi Kitabevi) Sayfa 190-192.