Mavri Thalassa

UZUNGÖL, DEVLET SERMAYE ORTAKLIĞINDA SALDIRI ALTINDA

Holalı Hoca

Çisesinde ıslanmamış, çayında beli kopmamış, fındığında parmakları uyuşmamış biri olarak yazıyorum; malum “turizm sezonu” açılıyor.

Tekrar ve tekrar arşivlik haberler servis edilmek üzere hazırlanıyor. Bu aylarda “Uzungöl oldu betongöl” manşetlerine hazırlanıyoruz. Kıssadan hisse hemen konuya girelim; bugün Uzungöl bahsinde sağdan-soldan herkesin mutabık olduğu nokta, Uzungöl ve o bölgede yaşayan köylüleri vurmak. Hatta hemşerilerimiz dediğimiz, “İstanbul’un havası kirli” diyenler bile bu fırsatı kaçırmıyor.

Esasında çok değil, bundan 3-5 yıl öncesine kadar Solaklı Vadisi’nde çok sert HES karşıtı bir mücadele olduğunu biliyoruz. Tnlarca tutuklama, şantiyelerin yakılması, direklerin kesilmesi, gece baskınları, nenekaların evlerinin kapılarının tekmelenmesi, köylülerin derelere atılmaya çalışılması, tutuklamalar, devletin bu sürece açıktan cevabı olmuştu. Bugün itibariyle Solaklı Vadisi’nde, bizim yaz aylarında tatile gittiğimizde derelerinde yüzdüğümüz yerlerde HES’ler var. Öabalarımızın belleği ise yaşam suyunda mücadele veriyor. Maalesef bu vadide şu an 35 tane HES var.

Doğu Karadeniz devlet-sermaye ortaklığında büyük bir saldırı altında. Karadeniz sahil yolu bunun ulaşım ve “medeniyet götürme” ayağıydı. 3 bin yıllık yol düzlendi, derelere şap beton döküldü. Bugün hala devam etmekte olan yukarıdan yaylaları birleştiren “Yeşil Yol Projesi” tüm hızıyla devam ediyor. Mesela; kent hayatından bıktınız ve özünüze dönmek için yaylalarda yaşamaya karar verdiniz. Sizi bir sürpriz bekliyor. Dozerler, sarı hafriyat kamyonları ve vinçler. Uzungöl bu saldırıların merkezinde olan bir yer. Bugün yetkililerin Uzungöl için verdikleri vaatler, özü itibariyle büyük sermayeyi Uzungöl’e, Haldizen’e, Glisur’a sokacağız demek. İyi niyetimizden öte objektif olarak durum böyle.

Zaman zaman gündem olan, devletin düşük yoğunluklu da olsa gündem ettiği ve asla vazgeçmediği bu bölgeye özellikle Katar sermayesini çekmeye çalıştığını biliyoruz. Mesela Uzungöl’den Garesdar yaylasına uzanacak olan teleferik projesi. Bu projenin sadece teminat bedeli 20 milyon dolar.

Sermaye kanser hücreleri gibidir. Az ile yetinmez tüm vücuta yayılmak ister. Bu kapsamda Garesdar ve Haldizen yaylalarında Katar sermayesinin 1000’er yataklı büyük hotel projelerinin olduğunu biliyoruz. Ve bunların üstüne bir de kayak merkezi projesi eklenince her şey net ortaya çıkıyor.

Müthiş senkronize halde ne zaman sermayenin iştahı açılsa ve bu projeler gündem olsa “betonlaşma” atıfları haberleri sırıtmaya başlıyor.

Uzatmaya gerek yok atadan-dededen kalan toprakları işleten, eken, yaşayan insanların oradan uzaklaştırılması, romeyikanın ölmesi, nenekaların büyükşehirler’e göç etmesi, insanlık tarihinin iskeletini oluşturan yer-köy isimlerinin unutulması-unutturulmak istenmesi demek bu. En kaba anlamıyla 3 bin kişilik nüfusun göç ettirilmesi amaçlanıyor.

Karadeniz’in doğasının bozulduğu bir gerçek, para ile olan imtihanın sınıfta kaldığı da ortada. Bu konu üzerine de mutlaka düşünülmeli.

Doğanın tahribatını biz 3-5 yıl öncesinin fotoğraflarına bakarak pekala anlayabiliriz, köylüler ise her gün bu olumsuz değişimi günlük hayatlarında hissediyorlar. Bugün toptancı genel değerlendirmeler; yöre halkının taleplerini-sıkıntılarını görmezden geliyor, düşüncelerini hiçleştiriyor.

Ez cümle; dağa, taşa, hayvanına bir ruhla-derinlikle, sevgiyle yaklaşan yöre halkı en son suçlanacak kesimi oluşturuyor. Amacımız niyet sorgulamak değil, fakat kimi zaman gösterdiğimiz tepki/tavır belki halkla değil başka kesimlerle örtüşüyordur.

Unutmadan bizim için orası ne uzungöl’dür ne şerah’tır, tüm benliğimizi hissettiğimiz saraxo’dur.