TÜRKİYE’DEKİ REHİNE KİLİSE VE HRİSTİYAN TEMSİLCİLERİNİN YAPTIĞI AÇIKLAMA

Tamer Çilingir

Türkiye Cumhuriyet devleti sınırları içinde yaşayan ağırlıklı olarak Hristiyanları temsil eden kilise ve vakıf sorumlularının imzası ile 31 Temmuz 2018 tarihli ve ‘Kamuoyunu Bilgilendirme’ başlıklı bir bildiri yayınlandı. Bildiride ‘inancımızı özgürce yaşamakta ve geleneklerimize göre ibadetlerimizi özgürce yerine getirmekteyiz’ denildi özet olarak.
Konunun güncel bir olayla ilgisi var elbette.
ABD ile yaşanan Rahip Andrew Brunson sorununda ABD’nin açıklamalarına Erdoğan yanıt verirken bu bildiriyi kullanarak ’’Dini azınlıkların malum dün yaptıkları açıklama çok çok manidar. Türkiye’nin dini azınlıklara yönelik en ufak bir sorunu yoktur. Türkiye’nin dini azınlıklara yönelik sorunu yoktur. ABD’de, siyonist anlayışın tehditkar dil kullanmasını kabul etmek mümkün değil.” demiş örneğin.

 

 

Bu bildirinin nasıl hazırlandığı, nasıl bir araya gelinip böyle bir karar alındığını bilmiyoruz. İmzacılar biliyor bu sürecin nasıl şekillendiğini.

Ama ben bu bildirinin, imzacıların özgür iradeleriyle kaleme alındığına inanmıyorum. Çünkü tam da bildiride yazılanların aksine bu topraklarda inançlarını dün de bugün de özgürce yaşayamayan, geleneklerine göre ibadetlerini özgürce yerine getiremeyenler Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler değil mi?

İnsanın yüreği burkuluyor bildiriyi ve altındaki imzaları görünce. Ve kızamıyor imzacı o isimlere.
Korku içinde oldukları nasıl belli. Kendi canlarının korkusu değil, tam da temsil ettikleri topluluk için duyulan bir korkudan söz ediyorum.  O bildiriyi yazanlar onlara getirdiğinde ya da yolladığında altına imza atmaktan başka şansları olmadığını düşünen bu kurumların temsilcileri korkmakta haklılar. Yüz yıl önce  yaşanan soykırımları, zorunlu göçleri, cumhuriyet tarihi boyunca 1945, 1955, 1964, 1974’de yaşananları nasıl unutabilirler ki?

Rahip Andrea Santoro’nun Trabzon’da bıçaklanarak öldürülmesinin üzerinden sadece 13 yıl geçti.
Hrant Dink neden katledilmişti peki?
18 Nisan 2007’de Malatya’da İncil satan Zirve Yayınevinde biri Alman ikisi Türk vatandaşı üç Hristiyan’ın vahşice katledilişi hafızalardan silinebilir mi?
Daha birkaç yıl öncesinde Trabzon’da yıllarca müze olarak kullanılan Ayasofya Kilisesi’nin, Trabzon’un dört bir yanı Cami ile dolu iken Müslümanların ibadetine açılması ne anlama geliyor peki?

Küçük Asya’da değil sadece Pontos’ta bundan yüz yıl önce var olan Patrikhane kayıtlarına göre 1174 Rum Kilisesi, 960 Rum okulu, 1869 Trabzon Vilayet Salnamesi göre 824 Kilise ve 398 Rum Okulu’na ne oldu peki?
Hemen her politik gelişmenin ardından milliyetçi ve ırkçı sloganlarla kiliselere yapılan saldırılar, tehditler, kilise duvarlarına yazılan sloganlar bugün yaşadığımız şeyler değil mi?
Nefret suçu ile her an karşı karşıya kalanlar onlar değil mi?
Soykırımların zorla göçlerin ardından geride kalan Hristiyanlarına Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri adeta rehine gibi davrandı/davranıyor.
Her satırından rehinelere zorla imzalatılmış bir bildiri havası sızıyor.
Yüz yıldır Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin rehinleri olan Kiliseler, kurumlar ve onların temsil ettikleri geride kalabilen Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler…