HASILA MOU… MAMİKA’YA

Trabzon Çaykaralı Aziz Küçük’ten ‘Mamika’sına… Xolo’nun büyük kadınına…
“Hasıla Mou
ayşe, fatma, güldursun ve kimlikteki ismi ile asiye; “yabancı bir dil” konuştuğu için diz kapakları yara bere olan çocukların kürt teyzesi. çabuk abdest alan, dizilerin reklam aralarında namazını kılan, hacı olduğu halde çok güzel küfür eden ama bunların hepsinin ötesinde çocukları ve torunlarının hasılası. türkçeyi 37 yaşında öğrenmiş bir “yabancı.” kendisinin anlattığına göre kendisinden önce doğan abisinin adını dursun koymuşlar. Abisi kısa süre içinde ölünce güldursun dünyamızı şenlendirmiş. adı hem gül olsun hem de bu dünyada kalsın diye. ailesine pukri derler. babası hasan’ı gerçek ile düş arasında hatırlıyor. çok güzel kaval çaldığı bugün bile aile meclisinde hala konuşuluyor.

bizim ailenin erkeklerinin mezarları yoktur. mamikam babasını en son evlerinin balkonunda hatırlıyor. sonrası karanlık. kavalcı hasan trabzon’a gider ve orada hastanede hayatını kaybeder. uzun hikaye. sorduk soruşturduk mezarını bulamadık. babaannem fotgene’den arşela’ya gelin gelir. dedem aziz boylu poslu yakışıklı mı yakışıklı. köylerin “ağası” istedikleri zaman asker gönderip istedikleri zaman asker göndermeyen tsixlananti sülalesinin karakterini taşıyan belki de en son kişisi. Evlendiklerinden kısa bir süre sonra aziz dede “ince hastalığa” yakalanır. askerden köyüne gönderirler. Sonra tedavi için ankara’ya. Orada hayatını kaybeder. Sağa sola dinamit atan, xolo köylerinin ağır başlı abisi kimsesizler mezarlığına gömülür. bizimkilerin ne okuma-yazması vardır, ne de türkçeleri. babaannem dedemi en son yorgun, bitkin yarı ölü şeklinde arşela’dan kondu’ya yürürken hatırlıyor. unutmadan elimizde bir tane fotoğrafı var.

iki çocukla yoksulluğun koynunda yaşam mücadelesi başlar. her yere yetişmesi lazımdır. “dul kadın” olmak zordur. bu zorluk dönemlerinde anlattığı bir hikaye, benim gibi genellemeyi yapmayı sevenler insanlar için paha biçilmezdir. 50-55 yıl geçmesine rağmen, aklı ona küçük oyunlar yaptığı zamanlar da bile asla unutmamıştı; oğlu ahmet hastadır iğne yapılması gerekir ve köyde bu iğneyi sadece imam yapmaktadır. imam “benim otları parma’dan arşela’ya taşırsan yaparım” der. ağlaya ağlaya taşımıştır. ama asla unutmamıştır. umarım o hoca can verirken çok acı çekmiştir. bir de kavalcı afacan’ı anlatırdı. ona arkadaşlık etmiş, köylüsü olduğu için sahip çıkmış. afacan, babam ve amcamı gezdirir, düğünlere götürürmüş. bu anıların bir kısmını gizlice ses kaydına aldım, günahı benim boynuma.

babaannemin ezan saatleri ile arası iyi değildi. hatta son dönemlerde tek sohbetimiz bu konuydu. ama ibadet-dua onun için somuttu. tüm arabalara dua ederdi ama mevzubahis bizim arabaysa ve yola çıkacaksa onu görecek şekilde dua ederdi. bisikletim mirmika da duasından az nasiplenmedi. hastalığının en kötü aşamalarında bile bizi uğurlarken pencereye çıkmamazlık etmedi. Biz kaybolana kadar hep el salladı.

biz dört kardeşiz. iki kız iki erkek. hepimizi asiye’nin elinde büyüdük. ablam 17 yıl, diğeri 4 ben 3 ve birader hala onun yanındaydı. iki kızın ardından bir erkeğin gelmesiyle rumca “dünyalar bizim oldu” derdi. ben de bir film repliğine atıfta bulunurak “ben de ağa mayası var değil mi babaanne?” diye şaka yapardım.

babaannemi 9 nisan günü saat 13:00 gibi kaybettik. tutunmak için çok mücadele verdi ama olmadı. doktorlar son defa görebilirsiniz dediğinde nefes alıyordu ama makinaya bağlıydı. sonrası malum. annesinin üstüne gömdük. soyadlar, isimler birbirine girdiği için (bizde iki isimden aşağı kurtarmaz) mezarlıklar müdürlüğü ve devlet bürokrasisine yarım gün derdimizi anlatmaya çalıştık. İyi ki babaannemden aile tarihimizi öğrenmişim. bilmiyorum ama bir Çaykara havasında, yağmurlu bir günde gömdüğümüz için mutluyum.”

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.