Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 197

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 216

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 254

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/guzzle/src/Message/MessageFactory.php on line 357

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/ringphp/src/Client/CurlFactory.php on line 363

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /srv/www/vhosts/mavrithalassa.com/httpdocs/wp-content/plugins/wd-google-analytics/google/vendor/guzzlehttp/ringphp/src/Client/CurlFactory.php on line 382
SOYKIRIMLAR BİTMEDİ BUGÜN DE SÜRÜYOR – Mavri Thalassa

SOYKIRIMLAR BİTMEDİ BUGÜN DE SÜRÜYOR

Türkan Balaban –  LUGANO / BADEN

15 Haziran Süryani Soykırımı’nın 104. Yıldönümü sebebiyle ESU Avrupa Süryani Birliği tarafından İsviçre’nin Lugano ve Baden kentlerinde düzenlenen anma etkinliklerinde 1915’ten günümüze soykırımların devam ettiği vurgulandı.

Lugano’daki etkinlikler soykırımın 100. yılında yapılan Sayfo Süryani Soykırımı Anıtı’nın bulunduğu Lucarno’daki anma ile başladı.

HDP Süryani Milletvekili Tuma Çelik’in de katıldığı etkinlikte soykırımda hayatını kaybedenlerin ardından dualar okundu, 104 yıllık acılar dile getirildi.

HDP Süryani Milletvekili Tuma Çelik

Milletvekili Çelik, burada yaptığı konuşmada Süryanilerin 1915 yılında yaşadıkları; 300 binin üzerinde kişinin hayatını kaybetmesine ve 200 kişinin akıbetinin bilinmemesine sebep olan soykırımın halen devam ettiğini söyledi.

ACILARIMIZ ORTAK, MÜCADELEMİZ DE ORTAKLAŞMALI

İsvicre’nin Lugano kentinde düzenlenen Panelin moderatörlüğünü Gabriel Erbağan yaptı.

Lugano’da düzenlenen “Soykırımlar Sürüyor” başlıklı panele ise Pontos Rum Soykırımı konusunda araştırmalar yapan yazar Tamer Çilingir ile Milletvekili Tuma Çelik konuşmacı olarak katıldı. Gabriel Erbağan’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Tamer Çilingir, konuşmasına Süryani halkının yaşadıkları acıların Pontos Rum soykırımında yaşananlarla aynı olduğuna dikkat çekerek başladı. Çilingir, “Şimdiye kadar sizin acılarınızı yeterince dile getiremediğimiz için özür diliyorum. Acılarımız ortak. 1976’da Abdülhamid ile başlayan 1924’te Mustafa Kemal ve arkadaşlarının sonlandırdığı Süryani, Ermeni ve Pontos Rumları’na yönelik soykırımlar Hristiyan soykırımıdır. Birlikte değerlendirilmeli. Soykırımlara karşı mücadelemiz de ortaklaşmalı” dedi.

PONTUS RUM SOYKIRIMI ÜÇ AŞAMADA YAŞANDI

Çilingir sunumunda Pontos’ta soykırım öncesi ve bugün arasındaki yaşanan kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi gerileşmeyi anlattı. 1919-1923 yılları arasında bugünün Karadeniz coğrafyasında yaşananları özetleyen Çilingir, soykırımının Pontos’ta üç aşamada yaşandığını vurguladı. Yazar Çilingir şunları söyledi:

Araştırmacı yazar Tamer Çilingir

“Birinci aşama izleri bile yok edilen, mezarları bile bulunmayan 353 bin insanın katledilme sürecidir. İkinci aşama 200 bini Pontos’tan olmak üzere Küçük Asya ve diğer coğrafyalarla birlikte toplam 1 milyon 250 bin insanın Mübadele Anlaşması ile topraklarından, ülkelerinden zorla sürgün edilmesi, gönderilmelidir. Üçüncü aşama ise Hristiyan olmayıp da Müslüman oldukları için yaşadıkları yerlerde kalmalarına izin verilen Rumların başına gelenlerdir. Müslüman Rumlar Cumhuriyet projesi gereğince Türkleştirildiler. Şarkıları, oturdukları köylerin, kasabaların isimleri Türkçe’ye çevrildi. Sürekli ötekileştirildiler. Daha ırkçı bir bakış açısına sahip olmaları için büyük bir asimilasyona uğradılar. Aileler yaşananları çocuklarına, torunlarına aktarmadılar. Korktular. Benim kuşağım her şeyden habersiz Türk ve Müslüman olarak büyüdü. Ve bugün maalesef her sokağından keman ve piyano seslerinin geldiği; 1912 yılında Rumların yaptırdığı görkemli bir Opera binasına sahip; 1800’lü yıllarında modern hastanesi; yüzlerce dergi, kitap ve gazete çıkaran yayıncıları; genç kadınların da erkekler gibi eğitim alabildikleri çok dilli eğitim veren okulları olan Pontos’u hatırlamıyoruz. Bugün bildiğimiz Hrant Dink suikasti gibi zalimce ve korkunç bir katliama Trabzonluların, Pontosluların imza atabileceği. İşte bunun sebebi soykırımın bugün hala bizim coğrafyamızda sürüyor olmasıdır”.

Soykırım ve mübadele sürecinde ailelerin parçalandığını söyleyen Çilingir, bugün Türkiye’de Müslüman ve Türk olan yaşayanlarla dünyanın başka ülkelerinde Hristiyan ve Rum olarak yaşayan kuzenlerin, kardeşlerin bulunduğunu söyleyerek iki kuzenin kavuşma anının yer aldığı kısa bir video görüntüsü sundu.

SÜRYANİLERİN VARLIĞINI YOK ETMEK İSTEDİLER

Ardından konuşan HDP Milletvekili Tuma Çelik, Pontos kültürüyle Süryani kültürü arasındaki benzerliklere dikkat çekti. Çelik, “Sizin el işiniz telkâri bizim de ustalıkla yaptığımız bir sanat. Pontos’ta kriket oynandığı zamanlar da bizim insanlarımız da kriket oynuyorlardı. Hatta kemençelerimiz bile neredeyse aynı. Heybetleriyle insanı küçük hissettiren Nusaybin’e 25 kilometre uzaklıktaki Bagok Dağı eteklerinde Roma Dönemi’nde inşa edilen 1700 yıllık Mor Evgin Manastırı, Trabzon Maçka”daki Sümela Manastırı ile hemen hemen aynıdır” diye konuştu.

15 Haziran’da tarihinde sembolleşen Süryani soykırımının nasıl yaşandığını aktaran Çelik konuşmasında şu sözlere yer verdi:

“1915 Şubat’ında Van ve Hakkari’de düzenlenen ilk saldırılarla başlayan soykırımı Haziran’a gelindiğinde Süryanilerin yaşadığı tüm coğrafyada yoğunlaşmıştı. Urfa Siverek’ten Sivas’a, Elazığ’dan Hakkari’ye kadar her yerde Süryaniler saldırıya maruz kaldı. 1915 Patrikhane kayıtlarına baktığımızda 700 bin olan nüfusun üçte ikisi soykırımı sürecinde yok edildi. 300 bin insanın katledildiğini, 200 bin kişinin ise kayıp olduğunu biliyoruz. Büyük bölümü Müslümanlaştırılmış ya da bölgeden gidip izlerini kaybettirmişlerdir. Örneğin Bitlis’in nüfusunun önemli bir bölümünü Süryaniler oluştururken bugün bir kişi bile kalmamıştır. Bugün sağ kalımlar olduysa Mardin Midyat’taki Aynvert ve Mor Melke Manastırı”ndaki direnişler sayesindedir.”

1915, 1915’TE BİTMEDİ

HDP Milletvekili Tuma Çelik

1915’te bir ulus olarak varlıklarının, binlerce yıllık kimliklerinin ortadan kaldırılmak istendiğini de söyleyen Çelik, şunları dile getirdi:

“Soyumuzun devamını engellemeyi hedeflediler. Varlığımızı elimizden almaya çalıştılar. Soykırımları Osmanlı İmparatorluğu’nun ve onun devamcısı olan Türkiye Cumhuriyeti yaptı. 1915 ile başlayan soykırımı siyasi bir karardır. Türk İslam sentezi dışında gördükleri Hristiyan toplumları yok etmeyi hedeflediler. Süryanileri, Ermenileri ve Rumları yok etmeye çalıştılar. 1. Dünya Savaşı’nda yaşanan yenilgiyle bu kadro başarılı olamadı, tasfiye edildi. İkinci kadro Mustafa Kemal ve arkadaşlarıydı. 7 düvele karşı savaşıyorum yalanıyla Pontos Rumlarını soykırımına uğratan Türkiye Cumhuriyeti’nin tavrı da bu siyasi kararın devamıdır. Bu yeni devlet polistan itfaiyeye kadar bütün yapıları devam ettirdi. Mücadele ettiği söylenen ordu Osmanlı ordusudur. Yöneticileri de Osmanlı subaylarıydı. Osmanlı İmparatorluğu ile bugünkü Türkiye arasında bir fark yoktur. Jön Türklerin merkezi Türk ve Sünni Müslüman bir devlet kurma projesiyle başlayan soykırım süreci bugün başka ulus ve mezheplere yönelik saldırılarla devam ediyor. 1924’te Hakkari’de kalan Süryanilerin sürgünü, 1938’de Dersim’de yaşananlar, 1955’te 6-7 Eylül tarihlerinde İstanbul Rumlarının uğradığı saldırılar, 1980-90’larda ve bugün Cizre, Nusaybin, Sur gibi bölgelerde yaşadıklarımızın 1915’ten bir farkı yoktur. İmha edilmek istenen kesimin tek bir suçu var: Türk ve Sünni bir kimliğe sahip olmamak. Osmanlı’nın TC’ye dönüştürülen devlet varlığının devamı için bu soykırım mantığı ayakta kalmaya devam edecek. Bizim hesaplaşma isteğimiz yarını kurabilmek içindir. Birbirimizin kimliğine, inancına saygı göstereceksek soykırımcı, tekçi mantığı tasfiye etmemiz gerekiyor. Devletin bu yaklaşımını teşhir etmemiz gerekiyor.”

Tuma Çelik sözlerini bitirirken, “HDP’nin 19 Mayıs 1919 Pontos Rum soykırımına ilişkin bir tavrı yok. Birey olarak özür diliyorum. Bunun değiştirilmesi için elimden gelen çabayı bir birey olarak yapacağım” diye konuştu.

DEDELERİMİZ, NİNELERİMİZ SOYKIRIMDA NE YAPTI?

İsvicre”nin Baden kentinde düzenlenen panelin moderatörlüğünü Yusuf Beth Turo yaptı.

ESU’nun etkinliği kapsamında 16 Haziran tarihinde Baden kentinde düzenlenen panelde Diaspora ve Soykırım Araştırmaları Enstitüsü Müdürü ve Almanya Bochum’da Ruhr Üniversitesi Tarihi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Mihran Dabag, araştırmacı yazar Tamer Çilingir ve HDP Milletvekili Tuma Çelik katıldı.

Baden’deki panelin başlangıcında Süryani din adamları soykırımı kurbanları için yazılmış bir dua okudular.

Yusuf Beth Turo’nun moderatörlüğünü yaptığı panelde Pontos Rum soykırımında yaşananları anlatan Tamer Çilingir, “Tüm soykırım mağdurları Osmanlı ve TC adında yani devlet tarafından öldürüldüler… Pontoslu Rumlar da, Ermeniler de, Süryaniler de komşuları bu suça ortak olduğu ya da sessiz kaldığı için aynı zamanda komşuları tarafından öldürüldüler. Bugün soykırımlarla yüzleşmek istiyorsak ben de dahil hepimiz dedelerimizin, ninelerimizin soykırım sırasında ne yaptığını sormak, öğrenmek zorundayız. Ve yine bir yüzleşmeden söz edeceksek kendisini sol, muhalif diye adlandıran kesimlerin soykırımları tanıması, anlaması, lanetlemesi, mücadele etmeleri gerekiyor” diye konuştu.

“KOMŞULAR DA SORUMLU”

Ardından söz alan Milletvekili Çelik de, 1915’in Süryaniler açısından çok ciddi bir yok oluşu ifade ettiğini ancak Süryanilerin yaşadığı soykırımın pek gündeme gelmediğini söyledi. Çelik, Sahip oldukları bütün güçler, kurumlar tasfiye edildi. Aydınları yok edildi. Çok kırsal bir alanda yaşadıkları için seslerini batıya aktaramadılar. Etraflarında birlikte yaşadıkları insanlar Süryanileri görmediler, göremediler. Dünyaya Sayfo’yu anlatamama da soykırımın devam ettiğini gösteriyor. Ve soykırım hiç bitmedi, başka şekillerde devam ettirildi. Kişiler değişti ama 1915’te soykırımı kararı alanlar hala iktidardadır.”

Çelik konuşmasında soykırımları devletin askerleri aracılığıyla organize ettiğini ancak soykırıma katılan komşuların da bunda sorumluluğunu olduğunu hatırlatarak, “Soykırımı devlet yaptı. Halklar yaptı demek doğru değil. 1915 soykırımı siyasi bir karardı. Onu uygulayan Türkler ve Kürtler de oldu. Ama karşı çıkan valiler de oldu. Ancak Kürt dostlarımızdan da komşularımızdan da bu yüzleşmeyi bekliyoruz. Soykırımları tanımayanlar suçludur, sorumluluk sahibidir” dedi.

GELECEĞİN YARATILMASI İÇİN DE ÇABA HARCAMALIYIZ

Prof. Dr. Mihran Dabag

Diaspora ve Soykırım Araştırmaları Enstitüsü Müdürü ve Ruhr Üniversitesi Bochum Tarihi Enstitüsü’nde görevli öğretim üyesi Prof. Dr. Mihran Dabag da konuşmasında soykırımın aslında bir toplumun bütününe yöneltilmiş bir kıyım olduğuna, soykırımın inkarının ise geride kalanların kimliğini reddetmek anlamına geldiğini söyledi. Dabag şöyle konuştu:

“Biz hepimiz burada bir soykırımının doğumuyuz. Bizim kimliğimiz bu tarihin üzerine kurulmuştur. Soykırımı sonrasında Sayfo’nun devam etmesi şudur. Olduğumuz yerden uzak fakat herhangi bir şekilde ondan uzaklaşmadan bir yerde yaşamak demektir. Diaspora artık bir gerçektir. Birinci yerimiz dışarıdadır. Biz ülkeden atılmış kişiler olarak daima değişikliğe uğradık. İlk yerimiz yaşadığımız memlekettir, onunla ilgili bağlarımızdır. İkinci yerimiz ise cemaattir, beraber geldiğimiz, aynı yemekleri birlikte yediğimiz, yalnız olmadığımızı hissettiğimiz ortamdır. Belli bir tarihi, kaybolanı anlatan, taşıyanlar. Biz cemaati birlikte taşıyoruz. Üçüncü yerimiz ise bizim büyükbaba ve büyükannelerimizin anımsadıkları yerdir. Güzel ağaçların, bahçelerin bulunduğu, kahraman anne babaların olduğu. Hayatımızı canlandıran anılarımızdır. Bizim kimliğimizi belirleyen en önemli nokta anılarımızdır. Bu yüzden anılar da bir yerdir. Ve bu yer hep taşınır. Anılarla beraber biz kaybı da taşıyoruz. Dördüncü yer ise yaratılması gerekendir. Bir bilimin, ilimin yaratılması gereken, geleceğimizi açıklayacak yerdir. Bu bu yerler içerisinde değişiklere uğrayan ve anılarımızı sorgulayan olmak zorundayız. Yeniden sorgulanan, yorumlanan bir yapıdır. Bu yapı bizi geleceğe bağlayacak ve eskiyle bağımızı koparmayan bir kurumdur. Yaşadığımız yer değişebilir. Değişmeyecek olan kaybolandır. Bu yüzden bu anıyı büyük bir titizlikle saklamak ve bunu bir ilim içinde sağlamamız gerekir. William Saroyan’ın da dediği gibi soykırımı bizim ülkemizin ayağımızın altından çekti. Yeniden yüzmenin zamanı geldi. Yalnız eskiye dönük değil, geleceğin yaratılması için çaba harcamamız lazım.”

Panele katılanların sorularının cevaplandırıldığı ikinci bölümün ardından etkinlik sanatçı Aslan Togan’ın söylediği Süryani şarkılarıyla sona erdi.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.