Terzi Çetin Eliyle, Solaklı/Trabzon

Güngör Şenkal

Teftas (ne yapıyorsun)?
Tohaleis (nasılsın)?
Kalosime (iyiyim).

Babamın çocukluk yılları, faşizmin insanlıkla sıcak savaşa tutuştuğu 40’lı yıllara denk gelmekteydi. II. Dünya Savaşı olarak da bilinen bu savaşın getirdiği ölüm, yıkım ve yoksulluktu. Bu yılların ve hatta savaş sonrasının, resmi olarak son aşamasında katılmış olsa da fiili olarak savaşmayan Türkiye’de -toplumun ezilen ve dışlanan kesimleri anlamında- halk nezdindeki karşılığı kıtlık yıllarıydı.

Dedem, kardeşleri ve erkek çocuklarıyla, Nazi hayranlarının iktidarında, kıtlıkla/açlıkla başa çıkabilmek için yeni iş olanakları aramaya koyulmuştu. Emek gücü açısından dönemin çekim merkezlerinden biri olan Zonguldak maden bölgesi, yeni umutların kapısı olarak düşünülmüştü.

Bu koşullarda okuma olanağı bulamayan babam, okuma yazmayı askerde, diğer bir söyleyişle ali okulunda öğrenmişti. Buradaki öğretimin yetersizliği nedeniyle, diğer yazılarını olduğu gibi, mektuplarını da kendisi yazamaz, bize yazdırırdı.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, diye biten mektup zarfa koyulup da üzeri yazıldığında, hep aynı soru takılırdı aklıma: Terzi Çetin eliyle, ne demekti?

Daha sonraları öğrendim bunun cevabını. Köyün mahalleleri, dik eğimli dağların yuları kesimlerinde yer aldığından, postacı, alışıldığı üzere mektupları evlere dağıtmıyor, ana yol yakınındaki dükkanlara bırakıyordu. Onlar da dağa (yukarıdaki mahallelere) çıktığında sahiplerine ulaştırıyordu. İşte benim için, eline baktığımız bir sır olan Terzi Çetin de, köyün dere yatağındaki (Solaklı) merkezinde terzilik yapan bir tanıdık, hem de akrabaymış.  

Uzun yıllar sonra babamın köyüne (Cumapazarı/Of) gittiğimde, çocukluğumun sır adamı Terzi Çetin ile tanışma mutluluğuna erdim. O zamanlar 70’li yaşlarının başlarında olan Çetin amca, yetiştiği yere ve ortama göre oldukça kültürlü ve hoşgörülü bir insandı.

Kültürlüydü: Birçok türkünün yanında sanat müziği eserleri bilirdi ve bunları sesletmekten mutluluk duyardı. Birçok fıkra bilidi, bunları zevkle anlatırdı. Genel tarih bilgisi yanında, yörenin tarihine de ilgisi vardı. Spora meraklıydı. Hortumdan kendi yaptığı hula hoopu (belde çevrilen çember), ilerlemiş yaşına karşın çevirebiliyordu. Köydekiler görse, bana neler söylerler, diyerek de gülmekten alamıyordu kendini.

Hoşgörülüydü:  Dindar bir insandı. Yanında bulunduğumuz ramazan günlerinde, oruç tutmayan bizleri götürdüğü mezradaki (malakampo) evinde, tatlısına varıncaya kadar bütün yemeklerimizi kendisi hazırlayıp önümüze koymuştu.

Terzi Çetin, terzilik mesleğini Hristiyan Rumların yanında öğrenmişti. Köyde yaşayanlar, Türkçeyi, içine Rumca sözcükler katarak konuşuyordu. O ise, meslek ortamında Rumcayı iyi konuşur hale gelmişti. Bilgisiyle bizim için gerçek bir hazine olan Çetin amcadan, geleceğe de bir şeyler kalsın istiyorduk. Sohbete kattığımız sorularla, gelmiş geçmiş ne biliyorsa hepsini, Çetin amcanın bellek aynasındaki yansımasından görmeye çalışıyorduk. Derken, Terzi Çetin nefes almamızı sağlamıştı: Acele meftas (acele yok)!

Fıkralı türkülü sohbetlerimiz arasında geçen bazı anlatıları not almıştık. Daha sonraları bölümlere ayırdığımız notlarımızın bir kısmını okurla paylaşmak istedik. 

TERZİ ÇETİN’İN MESLEĞİYE İLGİLİ SÖZCÜKLER:

Rika (terzi cetveli), ispala (omuz, kol ve ense dikişi), iskonfiya (ceket için ense iç parçası), rabatifto (yakadaki iç dikiş), kavatura (koltuk altı dikişi), hırsıtela (paçada tutturulan dikiş), pezihra (domuzun ensesinden yapılma deri)…  

Tezgâhta bulunanlar: Fortiko (kendir kumaşı), furzi (fırça), makoç (mekik), volon (iğne), sahra, alemira, mitar, çefaleya, salmi, ağarşak, halayza…

BAZI ZIT ANLAMLILAR

Omorfo (güzel) – aşkemo (çirkin); hlio (sıcak) – krio (soğuk); makri (uzun) –  kondu (kısa); panceka (aşağı) – anefara (yukarı).

BAZI SAYILAR:

Ena (bir), zio (iki), tria (üç), tesera (dört), pente (beş), eks (altı), ohto (yedi), efta (sekiz), enaya (dokuz), zeka (on), iskoç (yirmi), trianda (otuz), saranda (kırk), penenda (elli).

BAZI AKRABALIK ADLARI:

Mana (anne), oçerin (baba), avelfo (erkek kardeş), avelfi (kız kardeş), aneps (torun).

ÇEKİMLİ HALLERİYLE BAZI FİİLLER:

Simbolis (ayağı takılıp düştü), serebedis (parçalandı), tirekso (yürü), bermeneo (bekle), harhuş (köteklenmiş).

BAZI HAYVAN ADLARI:
Anavalo (köstebek), pendiko (fare), kokoç (böcek), liko (kurt), sebeka (çakal), arko (ayı), kosara (tavuk), muhtero (domuz), işkilo (köpek), haydero (eşek), hohor (baykuş), kohlil (salyangoz), handeşero (kirpi), kalesa (gelincik), mirmika (karınca), furno (kurbağa), kosva (kara tavuk), çisa, kofraga (kuzgun).

BAZI ORGANLARIMIZ:

Çefal (baş), mat (göz), firil (kaş), midi (burun), stoma (ağız), zond (diş), ğolasa (dil), ema (kan), niş (tırnak), polar (ayak), ğonato (diz), mesa (bel), çiba (göbek), mali (saç), dahtila (parmak).

BAZI BİTKİ ADLARI:

Istarnap (bir çeşit armut), milo (elma), abiz (armut), kuçunbela (erik), leftokar (fındık), kılarsi (ceviz), koloncis (kabak), fuska (böğürtlen), marmatena (fasulye), likarbo (bir tür çalı).

BAZI NESNE ADLARI:

Hular (kaşık), saf (kepçe), toşkebar (keser), ruvan (yayık), maşer (bıçak), kafega (bir tür su kabı), peşko (soba), şorompil (el değirmeni), tsilo (odun), petra (taş), homa (toprak), apsoma (ateş).

BAZI YER ADLARI:

Elimonar (Çoruk), Zisino, Kafto, Likoforon (bir mezra), Likohanze (anlamı, kurt kızanı), Şinek, Holo (Çaykara’da mahalle), Makitenos, Arşala (Tüfekçiler), Zeno (Akminare), Fotinos (Kabataş), Holaisa (yeşil alan), Mimilos, Şur (Şahinkaya), Anoso (Çambaşı), Tsiroş (Taşkıran), Mizibil, Kavlatan, Heneke, Melinoz (Ballıca, mel=bal), Sigoron (Çoruk), Zevayit (Taşhan), Mavran (Fındık oba), Malakampos (Çaykara’da yayla), Sigolaş, Harhos.

Cumapazarı’nda yer adları:

Kukuliyez, Samakasli, Ağril, Kempel, Zavot, Malakampo (mala=dikenli, kampo=düzlük), Konofol, Civelek, Çilaz, Ğosra, Molanza, Vahtanç (Koldere), Kulibestera, Hopşara (Soğanlı), Vezeno (Zincirlitaş), Cumavank (yayla adı).

Tezi Çetin anlatıyor:

Günün birinde bir kadın, fare zahiri almak için bir dükkana giriyor. Ancak o sırada fare zehirinin nasıl söylendiğini hatırlayamıyor. Bunu dolaylı anlatması gerekiyor: Yer oni pendiko, eder abohandiko (Fare onu yer ve ölür).

İki kafadar, sürüden koyun çalmaya karar verir. Biri gözcülük yapacak, diğeri ise çobana görülmeden koyunlardan birini çalıp götürecektir. Gözcülük yapan, arkadaşının sürüye yanlış yerden yaklaştığını görünce, çobana çaktırmadan, yapması gerekenleri arkadaşına bir dörtlükle anlaştırmaya çalışır:

Olayi gel olayi

Aşadandur kolayi

Kıllıyi alma bağırur

Yunliyi al yunliyi

Bu notlar, sohbet ortamlarında ve yöntem kaygısı güdülmeksizinn dokuz yıl önce tutulmuştur. Sözcükler, Terzi Çetin’in sesletimiyle, daha doğru bir ifadeyle, tarafımızdan duyulduğu biçimiyle yazılmıştır. Rumca (Romeika) bilenler tarafından üzerinde çalışılmamıştır.

Emanet saydığım bu anlatılar aracılığıyla, unutturulmaya çalışılan Pontos kültürüne bir sözcüklük olsa bile bir katkı sağlanabildiyse, bilinmelidir ki bu, Terzi Çetin (Çetin Öztürk) eliyle olmuştur.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.