Mavri Thalassa

TARİHİN KEDER VE UTANÇ YÜKÜNÜ FOTOĞRAFLAYAN USTA ARA GÜLER HAYATINI KAYBETTİ

1.071

Tarihin keder, utanç ve dert yükünü fotoğraflarla belgeleyen usta foto muhabiri Ara Güler hayatını kaybetti. Güler’in akşam saatlerinde duran kalbi çalıştırıldı ve bir süre yoğun bakımda tutuldu. Ancak Ara Güler yapılan tüm müdahalelere rağmen gece saat 23.30 sıralarında hayata gözlerini yumdu.

Doktor Zafer Gökay, Güler’in yakınlarına yaptığı açıklamada, “Serviste 3 kez resüsitasyona cevap vermiş, yoğun bakımda da iki kere verdi ama üçüncüsünde ne yazık ki döndüremedik, başımız sağ olsun. Tamamen kalp yetersizliği” dedi.

Güler Evrim Emre Çolakoğlu’nunbir röportajda, “Ermeni olduğunuz için sıkıntı çektiniz mi?” sorusuna “Yok. Herkes bilmez zaten benim Ermeni olduğumu.” şeklinde yanıt veren Güler, nedenini “Burası acayip bir memlekettir. Puştlar vardır, takar. Yoksa buranın en yerlisi benim.”  sözleriyle açıklamıştı.

Ara Güler 1928 yılında İstanbul’da doğdu. Pangaltı Ermeni Okulu ve Karaköy’deki Getronagan Lisesi’nde okudu. Gazetecilik yaşamına Yeni İstanbul gazetesinde başladı. Bir yandan da Ermenice gazetelerde makaleleri, hikayeleri yayınlandı. 1956’da Time Life, 1958’de Paris Match ve Stern dergilerinin yakındoğu foto muhabirliğiniüstlendi. Aynı dönemde Magnum Ajansı’na katıldı. 1961’de İngiltere’de yayınlanan British Journal of Photography Year Book onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. 1962’de Master of Leica unvanını kazandı. Dünyanın dört bir yayında yüzlerce sergi açtı. Güler’in fotoğraflarının bir bölümü Paris’te Ulusal Kitaplık’ta, ABD’de Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu’nda  ayrıca Boston, Chicago ve New York’ta özel koleksiyonlarda yer aldı.

BABASI ERMENİ SOYKIRIMINDAN SAĞ KURTULMUŞ

Yakın zamanda İstanbul’da Ara Güler Müzesi açılmış müzenin açılışına Güler de katılmıştı.

Ara Güler ailesinin Ermeni soykırımı sürecinden nasıl etkilendiğini İzzet Çapa”nın yaptığı bir röportajda şu sözlerle anlatmıştı:

“Babam aslen Şebinkarahisarlı, annemse İstanbullu. İkisi de Ermeni. Dedemin yalnız Kadıköy’de altı tane evi vardı, o yüzden annemlerin İstanbul’da tam nerede oturduğunu bilmiyorum. Baba tarafında kimse yoktu ki! 1915 Ermeni Tehciri sırasında sürüldükten sonra bir daha ailesinden haber alamamış. Kalmış mı adam yetim! Bizimkini yatılı Ermeni mektebine yollamışlar da o yüzden ölmemiş. O mektebe gitmese, bunu da öldüreceklerdi. Büyük facialar vardır bu memlekette! Allah’ın belası bir memleketti, ne zaman ne olacağı da belli değildi.”

FOTO MUHABİRİYİM FOTOĞRAFÇI DEĞİL

Güler bir röportajnda kendisinden şöyle bahsetmişti: “Ben foto muhabiriyim. Fotoğrafçı değilim. Kati surette sanatçı da değilim. Ben gördüğümü çekerim. Sanat yapmam. Çok doğal olarak gördüğümü insanlarla iletirim. Bunun adı foto muhabirliğidir. Fotoğrafçıyla foto muhabiri çok farklıdır. Foto muhabiri bomba patladığı zaman bombaya giden adamdır. Foto muhabiri tarihi makinesiyle yazan adamdır.”

Güler bir başka söyleşisinde ise en önemli işlerini şöyle sıralamıştı: “Ben gazetecilik hayatım boyunca çok önemli üç iş yaptığıma inanıyorum. Bunlarla insanlık tarihine hizmet ettiğimi sanıyorum. Nuh’un Gemisi, Nemrut Dağı, Afrodisias.. Bunlar benim en mühim röportajlarım.”

BİR UTANCI BELGELEDİ: 6-7 EYLÜL

6-7 Eylül 1955″de İstanbul Rumlarına yönelik yaşanan katliam, saldırı ve yağmaya da tanık olan, fotoğraflayan Ara Güler, saldırıların bilançosunu “6 Eylül öğleden sonra başlayıp 7 Eylül sabahına kadar süren olaylarda 73 kilise, 7 ayazma, 2 manastır, bir fabrika ile 5538 gayrimenkul tahrip edildi” sözleriyle açıklamıştı.

Nezih Tavlaş’ın hazırladığı “Foto Muhabiri – Ara Güler’in Hayat Hikâyesi” adlı kitapta, 6-7 Eylül olaylarına ayrı bir bölüm ayrılmıştır. Tavlaş’ın, usta foto muhabirinin anılarını anlatırken, 80 yıllık Türkiye tarihini de gözler önüne serdiği kitaptaki bu bölümden, Ara Güler’in utanç günlerine ilişkin anılarını aktarıyoruz.*
Orhan Kemal’e sokakta rastladım, beraber yürüdük Harbiye’ye kadar. Ne halt yiyeceğimizi düşündük. Geldik Mehmet Cemal’le beraber “Halk Oyunlarını Yayma ve Yaşatma” diye bir cemiyet vardı. Yapı Kredi’nin finanse ettiği bu cemiyetin kurucusu Vedat Nedim’di, o gün de halk oyunlarının, Açıkhava Tiyatrosu’nda gösterisi var. Ben de görevliyim, resim çekeceğim. Oraya gitmeye vakit kalmadı. Taksim sinemasının karşısında Eftalupos kahvesini yıkmaya başladılar. At yarışı oynarlardı orada. Resim mesim ne oluyor derken aşağı indik, Beyoğlu Caddesi birbirine girdi, yıkılıyor. Halk oyunlarına gitmeye gerek var mı, burada ortalık birbirine giriyor. İnisiyatifimizi kullandık, bu daha mühimdir diye başladık resim çekmeye. (…)
Mehmet Cemal de benim yanımda “Ulan bizim dükkân ne oluyordur?” dedi. Mehmet’in anasının Gilda diye bir dükkânı var, kuyumcu ve süs eşyaları satıyor. Gittik, “Cemal Paşa’nın dükkânıdır burası” diye engel olmaya çalışıyordu. “Gilda ne demek? Gilda Türk değildir” diye başladılar yıkmaya. O zihniyet bugün olsa bütün Türkiye yıkılır, bir tane dükkân kalmaz çünkü gâvur isminden geçilmiyor. (…)
Hemen babamın dükkânına gittik. İlkyardım hastanesine, tedavi merkezine dönmüş orası, kim eli yaralanmış gelip elini sardırıyor. Taşlar ve sopalarla camları kırarken yaralananlar da dükkânımıza koşuyordu ilkyardım için. Bu olay sırasında tek yıkılmayan dükkân babamın dükkânıdır Beyoğlu’nda. (…)
“Bir tane grup yok, biri geliyor biri gidiyor. Sadece Beyoğlu değil, Büyükada, Karaköy filan her taraf her taraf. Aslında soyguna geliyorlar, mesela bir vitrine geliyor, orada eski elbiselerini bırakıp yeni elbiselerini giyip gidiyor. Herif nah böyle olmuş çünkü altı tane palto giymiş üst üste götürüyor. (…)
Eğer birinci ikinci gece askerler müdahale etmeseydi katliam olurdu. Ertesi gün de aramaya başladılar bütün bunları, bizim mahalle asker doldu, baktılar ev ev. Bizim evin orada karavana pişiriyordu askerler, konuşlandılar buraya, ben de resimledim. Birkaç gün sürdü. (…)
“Aziz Nesin’i filan tutukladılar. Komünistlerle hiçbir ilgisi yok Adnan Menderes hükümetinin kendisi yapmıştır. Sonra Celal Bayar’ın resmini çektik şöyle bir caddeye baktı, “Vay anam vay” dedi, “Bu kadar da mı oldu?”. Şaşırdı, o halde resmi var. Hiç düşünmedi bunlar. Olay hikâye neydi biliyor musun? Fatin Rüştü Zorlu, Londra’da toplantıdaydı, orada İstanbul’da bir şey yapın da dedi, sebep olsun ben de burada konuşayım. Buradan bunu tertip ettiler birkaç tane dükkân kırılacaktı kafalarında, sonra tutamadılar. Aslında olay ne biliyor musun fakir grupları dışardan Gebze’den kamyonlarla getirmişler, Menderes hükümeti yapıyor bunu.

* Yapı Kredi Yayınları, Temmuz 2015, sayfa 68.