YAĞMURUN YAĞMAKLA YIKAYAMADIĞI DAĞLARIN SESİ: APOLAS LERMİ

Gizem Yılmaz / Trabzon
‘Geçme muhanetin köprüsünden at kendini Karadeniz’e sele gidelim’ diye bir deyiş vardır Karadeniz’de. İşte Apolas Lermi de muhanetin köprüsünden geçmektense kendini Karadeniz’e atıp sele gidenlerden. Kalandar, Santa, Romeika ve Momoyer albümleriyle bu coğrafyanın kalbine dokunmuş bir müzisyen. Lafı dolandırmayı sevmiyor, yaptığımız söyleşide sorduğumuz sorulara direk yanıtlar veriyor, sakınmıyor; diline gelen aklında ve yüreğinde olan çünkü.

Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?
Apolas Lermi: Sevgili Kazım Koyuncu yaşamını anlatan bir belgeselde ‘Ben Karadeniz Müziği yapmıyorum’ demişti. Bence de bu doğruydu ancak insanlar bunu bir türlü anlayamadı. Şimdi ben de aynı şeyi söylüyorum. Tam anlamıyla Karadeniz Müziği yapmıyorum. Çünkü Karadeniz geniş bir deniz, büyük bir coğrafya. Etrafında belki binlerce dil ve kültür var. Binlerce yılda oluşan klamlar ve destanlar var. Bizim çalışma alanımız daha çok Türkiye’nin kuzeydoğu kısmındaki Karadeniz için geçerli.

Yaptığım müziğe Apolas Lermi müziği ya da özgün müzik demek daha anlaşılır bir tanımla olur diye düşünüyorum. Ancak bu müziğin temelleri yaşadığımız coğrafyaya dayanmaktadır. Bu toprakların her köşesinde ayrı bir kültürel derinlik vardır ve bu derinliği birbirinden ayrı değerlendirmek yanlış olur. Ben de binlerce yılı aşıp günümüze gelen bu seslere ses katmak için çalışıyorum.

Bütün bir tarihin yükünü elbette sadece sevda türküleriyle ifade edemeyiz. Bu topraklarda nice gelenekler, görenekler, savaşlar, göçler vs. yaşandı. Bunları öğrendikçe eserlerime yansıtmaya çalışıyorum. Ben 9 yıla Kalandar, Santa, Romeika ve Momoyer isimli 4 albüm; özellikle doğa kirliliği üzerine yaptığım sosyal sorumluluk projeleri; birçok klip, sinema ve dizi müziği; düetler ve konserler sığdırdım. Öncesi de var tabi. Arşiv amacıyla hazırladığım albümlerin hepsi, isimden içeriğe kadar derin bir tarihin izlerini taşıyor. Ancak değişen dünya koşullarında albüm kültürünün bittiği ve müziğin de dijitalleştiği bir döneme girdik. (Konuyu boğmak istemediğim için her şarkı üzerinden açıklama yapmak istemiyorum)

Müzik yaparken bir mesaj verme hedefiniz var mı? Neden müzik yapıyorsunuz? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz, şarkı ezgi ya da sözü yazarken, şarkı söylerken?
Apolas Lermi: Yaşadığım tüm olumsuzluklara rağmen çoğu zaman kendi kendime iyi ki müzisyenim diyorum. Çünkü müzik size geniş bir dünya sunuyor. Kara lastikle yürüdüğünüz çamurlu bir yayla yolundan tarihi değiştiren İstanbul’a, felsefenin şehri Atina’ya, göçmenlerin hedefi Avrupa’ya, Amerika’ya ve birçok farklı coğrafya yolunuz düşebiliyor. Yolda öğrendikleriniz elbette sizi geliştirip dönüştürüyor. Farklı diller, kültürler, tüm iyilikleri ve kötülükleriyle insanlar tanıyorsunuz. Bu bir süre sonra kendini arama ve kendini yaşama yolculuğuna dönüşüyor.
Yaşadıklarımız duygu dünyamızda yoğrulup şarkılara dönüşüyor. Bazen dijital dünyanın beklentilerinden uzağız; bazen kapital dünyanın gerçeklerine yakınız. Tanımlamaya çalıştığımız bu güzel evrenin baş belası olan insanlarından öğrenmek ve onlara bir şeyler katmak için notalarla oynuyoruz. Çoğu zaman en sevdiklerimiz oyunbozan oluyor. Körlerin gözüne, sağırların kulağına güzellik sokmaya çalışıyoruz. Bu onların duydukları ve gördükleri kadar etkili oluyor.

Hangi dillerde şarkılar söylüyorsunuz?
Apolas Lermi: Müziğin en güzel dili bence duygu dilidir. Tüm duygular da ayrı bir güzellik taşır. Ama vicdan dili de önemlidir müzikte. Bir de bizi dünyaya getiren annelerimizden öğrendiğimiz dil var. Ait olduğumuz kültürün, coğrafyanın dili. Gördüğümüz ilk çiçeğin, ağacın ve kuşun adı bu dildedir. Bu dille anlamaya çalışırız dünyayı. Sonra doğan güneşe başka bir isim verirler. Başka bir dilde anlatılan fıkralar dinleriz; anlamadan güleriz. Sahteliği bu şekilde öğreniriz. Aşık oluruz yine başka dilde; aşk yetmez. Etrafta konuşacak kimse kalmayınca susmayı öğreniriz. İçimize attıklarımız büyür ve ıslık olur. Sonra kendi ıslığımıza isyan ederiz. Başka enstrümanlar çalar kafamızda. Kimsenin anlamadığı bir dilde şarkılar söyleriz. Bu dil bazen Rumca, bazen Türkçe, bazen Zazaca, bazen Kürtçe, bazen de Ermenice’dir…

Nerede doğdunuz, büyüdünüz, nerede yaşıyorsunuz?
Apolas Lermi:
Trabzon’un Tonya ilçesinde doğdum. Yağmurun yağmakla yıkayamadığı tarihin heybetli dağlarında; emek, alınteri, ve gübre kokan kadınların çektiği çileyle büyüdüm. Farkında olmadıklarımızı ve kaybettiklerimizi aradığım yollarda yaşıyorum.

Karadeniz özelinde modern enstrümanlarla yapılan müzik ile otantik enstrümanlarla yapılan müzik arasında sizce nasıl bir fark var?
Apolas Lermi: Bütün enstrümanların otantik bir geçmişi vardır. Müziğin akademik kavramlar üzerinden açıklanması çoğu insan için sıkıcı oluyor. Modern ve otantik olmak enstrümanla alakalı bir durum değil. 150 sene önceki bir ağaçtan yapılan kemençe bugün yapılandan daha modern olabilir. Yine 80 yaşındaki bir insan 15 yaşındaki bir insandan daha modern olabilir. Bunun Karadeniz’de örneği çoktur. Türkiye’de Cumhuriyet dönemiyle başlayan ve anlaşılamayan bir modernleşme algısı var. Batılılaşmayı modernleşme olarak görenlerin çoğu, Doğululaşmayı gericilik olarak yorumluyor. Oysa kendimiz olsak, Karadeniz ya da Anadolu gibi kalmayı başarabilsek çok daha güzel..

Sanatçının siyasetten ya da çevresinde olan bitenden bağımsız olması gerektiğini düşünüyor musunuz?
Apolas Lermi: Eğer yaşadığınız coğrafyada insanlar ölüyorsa, ekonomik ve sosyal sorunlar yaşanıyorsa, kültürler diller ve doğa yok oluyorsa siyasi cümleler kurmaya hakkınız vardır. Bunun için sanatçı değil, vicdan sahibi bir insan olmak yeterlidir. Yaptığınız meslek vicdanınızın önünde bir engel olmamalı. Desteklediğimiz ya da desteklemediğimiz siyasetçilerin çalışma şeklini değerlendirmek temel hakkımızdır. Ancak bir sanatçının ifade dili slogan değil, eserleri olmalıdır. Bu dili anlayacak bilinçli insanlara da ihtiyaç vardır. Bilinç sahibi olmadan sanatçıların emeğini, üslubunu ya da ödediği bedeli yarıştırmak ideolojik ahlaksızlıktır. Bu ahlaksızlık da yobazlığı beslemektedir.

Pontoslu Rumların dili olan Romeyika dilinde şarkılar söylüyorsunuz? Kimler Pontoslu Rumlar? Neler yaşadılar bu topraklarda?
Apolas Lermi: Karadeniz büyük bir kültür denizi ve Rumlar da diğer halklar gibi bu denizin bir parçası. Ancak insanların yüzlerce yıldan beri yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalması acı bir durumdur. Böyle derin bir tarihe sahip olan Karadeniz coğrafyasının ırkçılık ile gündeme gelmesi üzücü. Ben bir tarihçi değilim. Bir müzisyen olarak insanlara bir kimlik belirlemek benim haddime değildir. Müzik kültürel aydınlanmanın güçlü bir öncüsüdür. Bu yönüyle Karadeniz’deki aydınlanmaya katkı sunmak için tamamı Rumca şarkılardan oluşan Romeika isimli bir albüm yaptım. Bu albüm Türkiye’de ve Yunanistan’da eşzamanlı olarak yayınlandı.

Olumlu tepkiler dışında yaptığınız müziğe olumsuz tepki veren kesimler kimler? Tehditler, karalamalar, konser iptalleri vb. tepkilerle karşılaşıyor musunuz?
Apolas Lermi: Müzik dünyasında mütevazi bir yerim varsa bu her görüşten ve inançtan insanların desteğiyle olmuştur. Ancak yaklaşık 10 yıldır sürekli olarak engelleniyorum. Halk ile aramıza giriyorlar. Bu engellemeleri şöyle özetleyebiliriz. Emek ile büyüttüğüm sahne adım Apolas’a takılanlar, çevresel ve sosyal konularda yaptığım çalışmalardan rahatsız olanlar, dünyanın döndüğü yönle ilgili düşüncelerimi beğenmeyen siyasiler, farklı dillere gösterdiğim ilgiden rahatsız olan ırkçılar, çekmek istedikleri yere gitmediğim kuruluşlar ve kişiler, uyum sağlayamadığım medya ve müzik sektörü, hakkımızda yalan haber yapan satılık gazeteciler, bizi rakip gören meslektaşlarımızın kapı arkasında yaptığı olumsuz algı çalışmaları, sosyal medyadaki karalama mesajları, duyduğumuz saygıyı çıkarcı bir yaklaşımla harcayanlar, her şeyin en iyisini bilen entelektüellerin kibiri, söylemleriyle yaptıkları örtüşmeyen alternatif sanat çevreleri, fırsat eşitliğini sadece slogan olarak görenler, her şeyin çok güzel olmasını istemeyenler, dayanışmayı sadece kendisi için isteyenler, Karadeniz’in dağlarından çok Nişantaşı sokaklarını önemseyenler, çeteleşmiş organizatörler ve menajerler, yalakalar, yandaşlar, tontonlar ve bizi anlamak için ölmemizi bekleyenler..

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.